Bir Şair ... Bir Dünya ... / Anzeli Gürçay

- Sevgili Anzeli sohbetimize sizi kısaca tanıyarak başlayabilir miyiz?

- 1964 yılının 8 Haziranında Siverek bir bebek ağlamasıyla uyanmış, önce güneş selamlamış evlerden birini sonra yeni atmaya başlayan ben yüreğimi hoş gelmişim... Öyle bir hoş geliş ki hep hoş görüşümden anlıyorum bunu.... ilk,orta eğitimini Siverek'te tamamladıktan sonra İstanbul girdi yaşamıma. Pertevniyal Lisesini ve sonrasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdim. Bekar olarak girdiğim ilk işimden ayrıldığımda Rona ve Tanra'nın annesiydim. Şu an bir eğitim kurumunun İK Biriminde çalışıyorum.

İkizler burcuyum. Açık yaralar taşıyorum yanıtsız sorular önceme dair bilmem kaç yanardağ büyüttüm ömrümde...En çok kendisiye küsüp, en çabuk kendisiyle barışan... Ve hiç yadsımadığı acıları ve hüznüyle insanları hep şaşırtan oysa insanların onu hiç şaşırtmadığı, sevgi dağıtan olup hep acı toplayan... Kısa mutluluklardan uzun düşler kuran ... Hep güneşten önce uyanıp en çok kendini unutan ... Türkü dinleyen ... Tespih çeken ... Sigarasını tabakadan içen ... Taş biriktiren ... Boynunda zülfikarıyla tepeden tırnağa mavi olan ,

Fasulyenin her türlüsünden, illa ki bezelyeden, dolapta kalmış peynirden nefret eden ... Tavuğun her çeşidine asla hayır demeyen ... Yirmi dört saat etli yaprak sarma yese de bıkmayan ... Neredeyse krizi tuttuğunda nöbetçi manav aratacak kadar meyve seven ... Denizden babam çıksa yerim diyenleri asla ve asla anlayamayan ... Tek vazgeçilmezi olan kebaba hiç doymayan biri Anzeli ...

Kısaca demiştiniz oysa ki değil mi ?

- Benim sizinle aslında bu ilk söyleşim değil, daha önce beraber bir söyleşi gerçekleştirmiştik ve o zaman ben, yine çok konuşmuştum sanırım. O söyleşimizde sorduğum bazı sorulara aslında yeniden cevap bulmak istiyorum. Mesela şiir ile ilk tanışıklığınızdan bugünlere gelmenizi istiyorum. Ama sakin ben şair değilim ki demeyin : ) . O zaman buna ilk ben itiraz etmek istiyorum. 

- Evet sevgili Kadri, bu bizim seninle ikinci söyleşimiz. Konu şiir olunca her söyleşimizde , türkü tadında oluyor haliyle. Şiir öyle bir şey ki anlatılamayan , ya da tam olarak anlatılamayan tek duygu biçimi. Ki ancak yazarak ifade edilebilen. Şiirin ruhuna bürünerek şiirle anlatabiliyor insan. Bu yüzden bu denli yalın,  bu denli sahici oluyor. Ben buna ruhun, ışığın ,coşkunun söylencesi diyorum. Birinden duymuştum “olmak bilmektir ,bilmek olmak “ Şiir ilk yazanını şaşırtır derim hep. Çünkü şiir kendini yazar hiç kimse şiir yazmaz.K aynak sevgi olunca şiir kendini aşıyor ... Beni bile şaşırtarak.

Sınırsız boyutsuz yaşayıp yazmak istiyorum tek yaptığım dışa yolculuğumu tamamladım içime yürüyorum şimdi. Gerçek arayışın içe yürümek olduğunu öğrendim.

Şiir zaten insanın kendi içine yürümesi değil mi? Ben şiirlerimi seviyorum ... Yazdıklarım konusunda sürekli kendimi yenileyip geliştirdiğimi düşünüyorum.

İddialı olmasam da şiirlerim iddialı olduğunu düşünüyorum.

Ben şiiri seviyorum. Şiir yazmaya çalışıyorum . Şair miyim işte onu bilmiyorum. Olsam bilirdim :) ...

- '' Ruhumun ateşini üflüyorum -acıyla büyümüş yıllarıma '' diyorsunuz ''Şivanzeli''de. Yine '' Kimseler bilmiyor acıya dönük yüzü, bir şaire hüzün yolluyorum ağlasın diye ömrümü '' dizeleriniz çıkıyor karşımıza ''Mor''da. Şiirlerinizde bir acı var aslında ama hayat ile ne kadar barışık olduğunuzu biliyorum ben. Şiir yazarken neden en çok bu hüzün yanımız sahnede? Şiirlerinizi bize anlatmanızı istiyorum. Kaleminize düşen kederleri size şiirler yazdıran sizi?

- Sizin de dediğiniz gibi hayatla barışığım hayat kötülük bilmez. İnsanlarla barışığım hepsini kendim gibi bilirim. Kendimle barışığım özümle, sözümle, yüzümle. Beni bilen tanıyan gören hiç kuşkusuz bu yargıya varır hemen , bu benim paylaşımcılığımdır. Art niyetsiz ön yargısız ki en çokta hoşgörü..   Benim iki evrenim var aslında. Dışımdaki ve içimdeki. Sanalla gerçek gibi tıpkı. Ben aslında içimdekine aidim. Bana uygun görülen yaşamı yadsıdım hep, kabul etmiş gibi görünsem de. Bana sunulanı değil, layık görüleni değil, müsaade edildiği kadarını değil beni ben yapan, kendim olduğum ve sevdiğim bir hayatı aracısız yaşamak istedim. Ama en doğru şekliyle dağılmadan, bozulmadan, çürümeden. Hüzünse  de, acıysa da, sevinçse de, mutluluksa da bana ait olmalı . Benim gibi sahici.

- ''Karavaş'' ya da ''Gözde köle ''. Sizden okuduğumuz son şiiriniz hani. Bir kadın neden bu kadar şiir ya da bir şiir neden bu kadar kadın? Neden bir masal üç dize çığlık güz yaprağında? Şiirleriniz ve kadın olmak özetinde, zaman zaman birçok şiirinizde karşılaştığımız bu diyebilir miyiz üstüne? Şair olmak ile kadın yürümek ...

- Şairin cinsiyeti olsa da şiirin cinsiyeti yok. Şiir evrenin ruhudur. Şiir bir duygu biçimi en gerçek ve en sahici yaşama biçimidir. Metafizikte, felsefede, gerçekte, düşte şiirde saklıdır. Onu şair bulup çıkarır güneşe . Şiir insanın kendisiyle yüzleşmesidir de. Sizden alınana ,çalınana, talan edilene direnme biçimidir. Gereğinde isyan, gereğinde umut, gereğinde sevda, gereğinde hesaplaşmaktır yaşamla. Aslında şiir bir  sevme biçimidir. Ve adanmaktır bu sevgiye.

- Birlikte bir şiir sitesinde uzun zamandır nice dizeyi paylaşmaktayız ve bu uğurda başarılı nice kalemle karşılaşmaktayız günden güne. Yine hayatta kazandığımız diğer şiirler ile birlikte şairlerimiz ? Bize siz şairlerini anlatabilir misiniz? Sizi dolu dolu eden, sizi alıp götüren, sürükleyen ve sizi siz eden şairleri Günümüz şiir dünyası ne kadar dünyanız?  

- Dediğim gibi şiir yazmak kadar zordur şiir okumak. hele bir de seçiciyseniz benim gibi. Şiir okumak da bir duygu bir ruh anatomisidir. Sizinde içinde bulunduğunuz aktif olduğunuz bir sitede kaç yıl oldu birlikte paylaştık şiirleri. Öylesine güzel şiirler yazılıyor ki bazen adı ünlüye çıkmış çok şairden -asla aşağı değil hatta fazlası var desem abartmış olmam- tek eksikleri adlarının önünde (ün) olmaması.  

Beni dolu dolu eden, alıp götüren, sürükleyen ve beni “ben” edenler mi dediniz ? Hangi birinden söz etmeli ki şimdi . Şiire sevdalanmamın adı Ahmed ARİF desem başucu şairim Cemal Süreya'nin şiirleri alınmaz mı, bir Nevzat Çelik ki her dizesinde şahdamarımdan vurulduğum hani bana demez mi ? Yılmaz ODABAŞI desem beni peşi sıra sürükleyen Oruç ARUOBA kırılmaz mı ... Ahmet Telli, Edip CANSEVER, Sezai KARAKOÇ, illa ki Nazım, saymakla da bitmez ki ...

- Ben sizi tanıdığım kadarı ile siz ve şiirleriniz böyle çok mutlu. Ama daha fazla yarınlara taşımak adına düşünceleriniz var mı yanında? Örneğin bir gün sizi ve şiirlerinizi sayfa sayfa okumanın mutluluğunu ne kadar sürecekse sürsün bekleme taraftarıyım ben ya siz?  

- Anladığım kadarıyla bir kitaptan söz ediyorsun şiir kitabından. Ama şimdilik şiirlerimde bende halimizden mutlu bahtiyarız. Hele hele şiir kitaplarının raflarda küf tuttuğu bir ülkede. İleride ne olur bilinmez. Belki bir gün bende güneşe sererim dizelerimi.

- Bugüne kadar sizinle birçok şiir toplantısına katıldık, başta radyo programlarında olsun çeşitli kutlamalara katıldık. Bunun son örneği de bir gece sunumu oldu mesela. Bana kuşkusuz ki, bu buluşmalarda cesaret verdiniz ve yürek oldunuz. Bir ''İz'' olmanın getirdiği güzellik ile sormak istiyorum. Ben adıma büyük bir haz duyuyorum bu birliktelikten ya siz? Siz nasıl bir tatla ayrılıyorsunuz bu heyecanlardan? Daha birlikte çok kez koşacağız değil mi böyle ?  

- İçtiğimiz ay inan bana başlı başına zehir ... başlı başına leke ... başlı başına iz yüze ...

Derken siz hazirançalar'ınızda

Bil
hissetmediğim şeyleri söyleyemem ben
dilim(iz) tutulur... tutuldum ben
iz'ine sürdüm yüreğimin yaralarını... bildiğin

Sahi... Bilirsin ya sen beni

Sende... Kerelerce kera  

Her defasında inanılmaz keyif aldığım..her defasında paylaştığımız dostluğun tavana vurduğunu gördüğüm. Dostluktan da öte olduğunu bildiğim ki aileden biri gibi saydığım sizinle her daima ... Tüm yollarda   -

- Söyleşimizin sonunda sizden bir şiirinizi paylaşmanızı istiyorum bizimle? Sonrası da bir ''Hazirancalar''i söyleyebiliriz isterseniz peşinden bir ''Sarı Gelin'' ile.  

- Böylesi anlarda tüm şiirlerim beynimin en ücra köşelerinden fırlayıp çıkmak istiyor en öne. Kendileriyle yarışıyorlar adeta. Ve beni zorluyorlar ...   Madem şiir dedik, madem şair dedik   Sevgili Oruç ARUOBA için  

" üstü çizilmez acılara söylence"


şimdi bir yön çiz yoluma
bir zamandan diğerine
hangi çağda yazıldı ilk tarih
ilk yalan hangi dilde söylendi
bir coğrafyadan toprak
diğerinden ateş
su getir diğerinden bana

yasak geçtim sınırlarını sabrımın
sabıkalı ayak izlerim - dokunma -
kendi dışıma yürüdüm uyruğum lâl
takıp gölgemi saçlarıma

çocuk kaldı düşlerim bin yıllık tutsak
yabancısıyım şimdi doğduğum kentin
illegal büyüdüm yüreğimin dağlarında
hep dilimin ucunda sakladım çığlığımı
kan tutar sesimi susma güz ağrım
yakıldım bir hayatı kirpiklerimden
ben kendi külüme anlatamadım

hiç bir yere götürmez beni
kalkıp yürümeden bir ömrü

bu yüzden ay ışığında yakamoz
gecede ateş böceği
suda nilüfer
ki suskunluğumda bir dal lavanta

ve üç nokta bir öyküde

bir de

bir şiire tutunmak
gecenin katran karanlığında

hiç bir sabah geç kalmaz
anladım

yeter ki biz güneş olalım


- Öylesi güzel dostlarımla ve yine öylesi güzel inandığım kalemlerle bu köşede beni yalnız bırakmadınız ya. Bunun mutluğuyla sizi de bu sayfada bir kere daha ağırlamanın sevinci ile . İyi ki varsın Anzeli. 

- Teşekkürüm az kalacak biliyorum, biliyorsunuz.

deli ben - sen
ben özgür - sen
yani deliler özgür –sek

 

Söyleşi : Kadri Karahan / Ekim 2005