Bir Şair ... Bir Dünya ... / Asya Gülgün Özkan

- Sohbetimize seni kısaca tanıyarak başlayabilir miyiz sevgili Gülgün?

-
Beni tanıtmak…

Aslında, bu iki kelimeden sonra epey düşündüm. Bana göre yanıtlaması zor bir soru bu Kera. Enikonu zor. İnsanın tanımadığı birini anlatmaya çabalaması gibi yanıtlaması çekişmeli. İçimde bir çok yaşam oldu, hâla da var. Hangisini tanıtsam, hangisine öncelik hakkı versem bir diğerine haksızlık etmiş olmayacak mıyım?

Kendimi tanımlamamın en kısa yolu da hep şu olmuştur; “ Çıkınında şiirleri kendi içinin göçeri bir yolcu…”

Hepsi hepsi bu…


Klasik  tanımlamaya gelince..

Karasızlığımın en büyük örneğini doğarken sergilemişim. Diyarbakır' dan Susurluk'a uzanan bir kara tren yolculuğundan sonra göreceklerini sabırsızca yaşamak isteyen, 8 aylık  bir bebek olarak temmuz ve haziran ayları arasına sıkışan bir tarihte gün doğumunun ilk ışıkları ile 30 Haziran 1964 de, birbirinden perde ile ayrılmış iki göz oda, bir kilim, birkaç sandalye ve bir sandık çeyiz arasında gözlerimi yaşama açtım. Babam'ı altı aylıkken kaybettikten sonra annemle 4 kocaman yıl yalnız yaşamışız. Sonra birden bire babam geliverdi. Ama bu bana yutturulan kocaman bir yalandı. Babam …

Bu bölümünü es geçelim mi?

Kendimi bildiğimde Balıkesir'in Bandırma ilçesinde ikisi erkek biri kız üç çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuydum. İlköğretim ve lise tahsilimi burada bitirdim daha sonra ver elini İzmir ve 9.Eylül.Ün.İşletme Fakültesi. Kaderime burada devam ettim,iki erkek çocuğumun babası ile İzmir'de tanışıp daha sonra evlendik. Hem çocukları hem kendimizi büyüttükten sonra yollarımızı ayırdık.Şimdi ben yola 18 ve 8 yaşlarındaki iki çocuğumla devam ediyorum..

- Uzun zamandır seni ve şiirlerini keyifle takip ediyorum. Kendine has bir tarzın ve farklı bir duruşun var. Sen şiir ile ilk ne zaman tanıştın, en başta onu merak ediyorum? Nereden nereye ve nasıl yol aldın şiir ile ?

-
Hmm. Tanrım neden sorularını yanıtlamak bana zor geliyor? ert kabuğumun kırılmasından mı korkuyorum yoksa? Savunmasız kalacak mıyım sonrasında hı?

Belli kalıplar içine sığdırılmaktan hep nefret etmişimdir. Derinime inilmesinden de pek hoşlanmam. Dik başlı olmasam da değerlerimi yitirmekten korktuğum için sahiplenici yanım ön plana çıkmıştır. Farklı olmak için bir çabam yok, şiir yazarken de bu böyle. Konuşma dilim azdır, kırmamak adına yanlış cümleler kurmaktan hep korkmuşumdur bu yüzden,genelde susmayı ve dinlemeyi severim. Buna diyelim ki; şiirimle konuşurum. Bazen hırçın, bazen usul, bazen ıslak,bazen çatlak, bazen göçkün, rüzgar, yaprak, ateş, su, taş, hava, gece, gün şiirde oyumdur. Ben susarım şiir olurum.

Bak şimdi ne keşfettim, şiirlerim okunurken de çözülmek istemiyorum. Tarzımın efsunlu yönü de oradan geliyor işte.

Şiir ile ilkokul dördüncü sınıftayken tanıştım, tanıştığımda büyük bir ayrılığın başlangıcı olduğunu bilemezdi çocuk aklım. Çocukken de bir şeyleri yapacaksam tek başıma üstesinden gelmeyi, yardımsız yürümeyi severdim. ilk şiirimi yazıp kimselere okutmadan, büyük bir heyecanla doğru yerel bir gazetenin yolunu tuttum..Ertesi gün şiirim gazetede yayınlandığında en büyük mutluluklardan ve hayal kırıklıklarından birini yaşamıştım. Mutluydum küçük yüreğimle, ta ki; çevremin alaycı sözlerine maruz kalana kadar. O gün gömdüm içime şiiri, yıllar, yıllar sonra dirileceğini bilemeden. Bir daha da hiç ama hiç ziyaret etmemek için mezar taşı da dikmedim. Uzun zaman kendimin dışında yaşadığım duygusu beni rahatsız etti. İçimde kıpırdanan bazen küçük,bazen büyük adımlı, nefesimi kesen bir şey vardı.Ne
içimdeki şey dışa çıkabiliyor ne de ben içimdekinin ayak sesini duymak istiyordum. Biliyordum ki ona kendimi uyduramayacaktım. Bir gün geldi beni parçalarcasına dışa çıkarak tüm dünyamı kapladı..O günden sonra da tüm hayatımı sararak, aldığım nefes olup, bir anlamda da meditasyon ve bir tür tedavi misyonunu yüklendi şiir. Velhasıl hiç şiir okumadan,şiir hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan bir gün bir baktım elimde kalem içimdekileri döküyorum. Bu tam dört yıl önceydi. Sonra elime geçen, bütçemin yettiğince, şair gözetmeksizin, alabildiğim şiir kitaplarını okudum. Ve bir şey beni dürttükçe de yazdım. Bugün buradayım işte hâla yazıyorum. Bazıları için üzgünüm ama yazacağım da..

- Aşkları ve ayrılıkları sorguluyorsun sık sık; yeri geliyor toplumsal sorunlar düşüyor kalemine bir anda küçücük bir çocuk da oluyorsun. Sanki sürekli acı çeken bir kadının isyanı var şiirlerinde? Sen şiirlerini ne kadar yaşıyorsun?

-
Daha doğarken ayrılıkla tanıştım,ayrılıklar içinde de büyüdüm, kendi içine kapanık yaşayan ayrık otu gibi bir çocuktum. Yıllarca bu çocuğu bir türlü büyütemedim ve ben küçücük şeylerle mutlu olurken ona bir türlü mutlu olmasını öğretemedim..Yaşım ilerledikten sonra nedenini daha iyi anlıyorum..O saçları örgülü çilli mutsuz kız çocuğu benim ayakta durmamı sağlıyor..Onun gözleri, insanlara bakışı çok güzel, onun çıkarsız, nedensiz sevgisi, insanlara olan güvensizliğimde de insanları şartsız ve menfaat gözetmeksizin sevmemi sağlıyor..

Hala bakışını taşıdığım o küçük kıza yazdığım şiiri paylaşma zamanı mıdır ki sizinle.

Üzgünüm...

__Bir bakışın kaldı sadece bende

Duman çökmüş o güzel gözlerinin
Sır perdesini aralayıp da
Anıların arasından bakma bana öyle

İnan,

________İnan ki
En az sen kadar
Ben de isterdim
Zamanı geri almayı..

Acının da bir sürü adı var ama yaşı yok. Acı çeken bir sürü insan var ama cinsiyeti yok. Bu yüzden şiirde ne yaşım olur, ne de cinsiyetim benim. Acının gözleri ve hisleri ile bakmaya çalışıyorum. Hani derler ya ilham geldi, yok bende öyle bir şey, tabiki içimi adımlayan şey ilhamsa bilemem. Şiirlerimi genelde kurguluyorum, sonra içinde bir rol edinip, o rolü bürünüp, role  göre yazıyorum. Anlayacağınız şiirlerimi yaşadıktan sonra değil, o anı yaşayarak yazıyorum.ve dikkat ettiysen son şiirlerimin altında da tarih yerine “ an “ düşüyorum..Hiçbir şiirimin altında da tarih yoktur. Çünkü her okuduğumda başka şeyler hissediyor ve o an yeni bir “an” yaşıyorum. ”An” ın anlamı bende çok fazla…

- Bayan şairlere sorduğum sorulardan biridir yine bu? Aslında hiç de yadsınamayacak bir şekilde başarılı bayan şairlerimiz var günümüz edebiyatında ama bir de önyargı hep var kafalarda. Sen bu durum karşısında neler düşünüyor ve bir bayan şair olmayı nasıl değerlendiriyorsun?

-
Zor kelimesi kafi sanırım. Hayatın her alanında kadın olmak zor aslında ki, artık bu  dünyada herkes birbirinin gözünü çıkarmak, sırtından vurabilmek için pusuda beklerken, günümüzde edebiyat tarihinde,  kadın olarak yer edinmek bana neredeyse imkansız gibi görünüyor. Geçmişe bakarsak, kendine yer edinebilen şairler arasında kadın şairlerde ürkütücü bir tenhalık söz konusuyken, tutunup, yer edinebilmiş kadın şairlerimizin ise alnının tam ortasından öpesim gelir benim. Bunu başarmalarında en büyük etkenin ise sosyal yapı itibari ile devrin çok önüne geçmiş olan ailelerinin içinde bulunduğu şiir-edebiyat sohbetlerine, sanat çevrelerine hemcinslerinden daha fazla katılmış olmalarından kaynaklandığını ve kültürel anlamda kendilerini daha fazla yetiştirme imkanları olduğunu fakat yine de kadın şairlerin,erkek duyarlılığı etrafında kemikleşen bir edebiyatın ağırlığı altında istisnalar olsa dahi erkekler kadar pek  yer edinemediğini düşünüyorum.

Günümüzde de bunun, pek fazla değişkenlik göstermediği konusu inancındayım. Toplumsal yapının kadın üzerinde oluşturmuş olduğu sınırlamalar yadsınamaz. Sırf bu yüzden kadın şairlerimizin şiirleri üzerinde gözle görülemeyecek ama inkarı imkansız bir baskı vardır. Belki de bazen bazılarının, erkeksi bir söylem yüklenmelerinin sebebi de budur. Kadın şairler erkek şairler gibi ne yazık ki rahat olamıyorlar,ben yazarken kelime seçmekte dikkat ediyorsam hatta kendimi zorluyorsam, şiirde ne kadar
özgür olduğumu düşünün siz? Önyargıdan kastın  “kadından şair olmaz” düşüncesi ise eğer, kadına doğurganlık vasfı verilmiş yüce yaradan tarafından. Her şiir bir doğum olduğuna göre, kadın sence ne kadar kısırdır şiir için. Kadından her şey oluyor da, şair niye olmasın? Neden kadın, şiirde de bereket tanrıçası olmasın? Bal gibi oluyor işte. Şairin cinsiyetine bakmak çok garip geliyor bana, duyguda cinsiyet aramak gibi bir şey bu.Eğer kastın bu ise “kadından şair olmaz” söylemine güler geçerim ben.

“Edebiyatın kadını erkeği olmaz, edebiyat edebiyattır”

- Sen hangi şairleri severek okuyorsun peki? Günümüz şiirleri ve şairleri hakkında neler düşünüyorsun?

- Bir Ahmed Arif var ki içimde desem. Bir Can yücel, bir Yılmaz Odabaşı ve Ataol Behramoğlu, A.Rıza Ergüven, Ahmet Telli, Ahmet Haşim, Murathan Mungan,Orhun Basat, Chaerles Bukowski, Radovan Pavlovski ve mitolojiye hayranlığımdan dolayı da şiirsel şarkı(melos) şairlerinden Sappho, Anakreon, Simonidis ilk aklıma gelenler oldu.

Günümüz şairlerinin işinin bir anlamda hem çok kolay, hem de çok zor olduğuna inanıyorum. Çaba ve çalışmadan yanayım her zaman, ağır ağır,aceleye gereksinmeksizin emin adımlarla tüm merdivenler tırmanılabilir..Ne şairler biliyorum, tarzı ile duygularının işlenişi ve imgeleri ile bir çok kişiden daha yoğun ve bizlere örnek olmasına rağmen adı sanı duyulmuyor,kimse şair olarak adlandırmıyor. Bir de edebiyat geçmişimizde  hep olduğu gibi çevresinin imkanlarını kullanarak ön plana çıkarılan ve yalancı alkışlarla onurlandırılan nice şair var. Sadece ön plana çıkmak ve orada kalabilmek için şiirin alet edilmesine de karşıyım. Çünkü şiir bir araç değil olmamalıdır hiçbir zaman. Rant kavgasında olanları kınayamıyorum, bu da göz önünde olmak isteyenlerin bir tercihi sanırım. Sözümün yanlış anlaşılmasını da istemem, ucu bucağı nerelere gider, kimlere dokunur bilemem ama bu benim bir rahatsızlığım ve dillendirdim. Bu düşünceme katılacak kişiler var mı bilmiyorum ama ben bunu insan olarak düşünüyorum ki, şair olarak vasıflandırılmaktan hoşlanmıyorum, benden şair olur mu onu da bilmiyorum. Yazdıklarımı okuyup kişilerin kendi yaşamlarından ve hislerinden bir şeyler bulmaları ve tarzımın sevilmesi sevindirici benim için,şimdilik bu da bana yeter de artar bile. Sadece yazıyorum, bunların şiir olduğu da tartışmaya açıktır her zaman.Bunu hep söyledim ve yeniden yineliyorum.

Zamanımın dar olmasına karşın yolum daha çok uzun benim, yine de acelem yok, olduğu kadar.

- Mesela bir dönem seninle Tv için bir sanat programı projemiz vardı anımsıyor musun? Yine böyle benzer çalışmaların içinde olmak istiyor musun? Sen iyi de bir şiir yorumcususun? Bir gün için en büyük hâyalin ne; gerek başka projeler gerekse şiirlerin üzerine? Mesela bir kitapta toplamayı düşünüyor musun?

- Hatırlamaz olur muyum hiç,ama sen de biliyorsun ki düşündüğümüz projede şair olarak değil yorumcu olarak yer almaktı istediğim..ve şiire değişik bir bakış açısıyla girmek. Hatırlar mısın her şiire bir senaryo yazıp onu sahneleyerek seslendirmekti amacımız yani bir anlamda tiyatro ile şiiri birbirine geçirip sahnelemekti. Böyle bir proje içinde yer almayı artık nedense içim istemiyor. Şiirin tüketilmediği ve araç olarak kullanılmadığı anladığım ve buna gerçekten yüreğimle inandığım, düşündüğümüz gibi  projeye belki sıcak bakabilirim. En büyük hayalimi söylersem, düşüncemin çalınmasından korkarım Kera. Hoş bunu bir çok yerde dillendirdim ve bu yüzden birinin bunu benden önce yapacağından da adım gibi eminim. Edebiyatta bir yer edinmek, okunmak kaygım olmadı. Kitap konusunda ısrarlı değilim, zaten beni tanırsın sen,hiçbir zaman hazır hissetmeden, bir şeyi yapmam. Henüz bu konuda iştahlı değilim,şiirimi daha fazla beslemem gerektiğine inanıyorum. Bir gün olacaksa, tek olsun, benim olsun isterim. Gerisini asla. Gün gelir bir kitabım olursa, sadece çocuklarım için uygulayacağım bu düşüncemi, benden sonra ellerinde annelerinden arkaya, onlara “an” larım kalsın diye. Ama olacaksa şiire saygımdan dolayı, hakkını vererek yapmayı istiyorum düşündüğümü, hareket olsun diye değil. Üstelik,ilk deneyimim kötüydü biliyorsun yukarıda anlattığım gibi, şiirde bir diğer yıkımı kaldıramaz buluntu yüreğim.

- Yine tanışıklığımıza vesile olan paylaşım yaptığımız sitelerde senin birçok ismin oldu bende? Yeri geldi sana ‘'Asya'' yeri geldi ‘'İnci'' diye seslendik? Bir de ‘'Şiirin Kraliçesi'' durumu var değil mi? Nedir bunların hikayeleri, bilmeyen dostlarımız için biraz aralayalım mı şu isimler meselesini?

- Öyle olsun hadi bakalım; Şiirin beni ele geçirmeye başladığı zamanlarda internet ile tanıştım,şiir sitelerini dolandığımda da sitelerden birini seçip, kendimi denemek için şiir ekledim. Kendi ismimi yazacak cesareti o zaman bulamadım ki, herkes zaten başka bir isim taşıyordu. Ben de annemin hayranlık duyduğum bir arkadaşının isminden yola çıkarak “inciincim” ismiyle yazmaya başladım. Zaten hayranlığım aldığım isim içinde de saklı..İnci, incimdir der gibi. Berbat yazım hatalarıyla dolu şiirler yazıyordum o ara. Sonra bir gün bir şiir yazdım “İsyan Çatlaktı” isimli, hatırlarsın belki sen de. Oradaki kadına hayran kaldım. Bir dostum da o aralar, ismimi değiştirme konusunda ısrar ediyordu, sana yakışan en güzel isim Asya olabilir dedi. Şiirde anlattığım kadına tıpatıp uyuyordu bu isim ve ortaya Asya çıkıverdi birdenbire. Şu an kendi ismimden çok bu isimle anılıyorum gerçek hayatımda bile ve gerçekten de benimsemiş durumdayım. Ama ne İnci ne Asya olduğumu Gülgün olarak saklamadım. Lakin, zamanla Gülgün bana o kadar uzakta kaldı ki …

Bir de “ susku “ diye ismim var.Bunu da şiir dilimde “susmak” kelimesini çok kullandığım için yakıştırdılar bana.

“Şiirin kraliçesi” yakıştırmasını da sen açıkla istiyorum. Çünkü bu sıfatı bana yakıştıran sensin,açıklamasını herkesten çok ben merak ediyorum.

- ‘' Bir zamanlar / Aşk Tanrı'sını tanımıştım / Tüm aşkları arasında, / Biçareliğiyle bana tapardı. Bu dizeler senin bir şiirinden. Aşk nedir Gülgün? Aşkı en özet nasıl anlatırsın ?

- O şiir megalomanlığımın bir örneği desek, dahası aşka olan inançsızlığımın bir göstergesi.

“Aşk” aşkı da kuruttuk. Tükettik sonunda aşk bizden vazgeçti ve tüm hırsı ve intikamı ile geri döndü.

Artık aşk bir tür salgın hastalık, hem de artık her ortamda hızla yayılabilen, oldukça hırslı ,ara ara sinsi sessizliğini koruyan,zamana hızla uyabilen bulaşıcı bir mikrop türü. İyileşme süresi değişken, geçici bir
hastalık ama bulaştıklarında derin yaralar ve hasarlar bırakan, yenilendikçe   felç özelliği de taşıyor. Bu yüzden bu hastalığa sık yakalananların duygularını zamanla yitirdiğine inanıyorum. İlacı olmadığı için hâla tedavisi bulunamadı.

Her ne kadar şiirlerimde aşkı dillendirsem de, sevgiye inananlardanım, aşkı da sevginin harmanı olarak yaşamak isterim. Kısa soluklu heyecanlar bana göre değil.

- Bu güzel sohbetimizi senin o güzel şiirlerinden bir tanesi ile bitirelim mi? Hangi şiirini paylaşmak istersin bizimle?

küstü içimin çiçeği


seslendiğinde
göz seğirmesi
ölümüne
konuştu silah

şahlandı
şakinin demir atı
rüzgar kondu külden yelesine
kıvrandı
cana düşen nal sesi

bir an,
bir ömür

mermer sin üzerine
yığıldı kehkeşan
yalancı şahit
suya düşen had

onca zamandır
feryat ediyor
mezar taşı

garipsiyor araf
kırk yıllık uykusundan
hala doğrulamadı tin


/ -zaman vuruldu-
suya eğildi
su bakışı
-su duruldu-

yazgı kölesini seçti
kendiliğince
Gül/ üm gün/ ün eteğine
yapıştığında ömürgece

alın yazısı
dokunduğunda
bildiklerine
an sunuldu
sakınmasız geceye

tutuştu pervalar
talihin döşeğinde
azar işitti bakıştaki
çarpıcı nazar
tek tek
sırması söküldü
anlamsız yaşantının


___/ durma yaz
dedi gülibrişim
nice beklediğini
gün gece ipek çiçeğini
an be an eriyen
zeval vaktinde
ahududu damlasında
bulmaya çalıştığını
ölümün rengini______

suyun
yüzünü yıkadı
imgesi düşmüş
birkaç cümle


/ kırk yıldır
nasıl da küskünüm dedi
içimin çiçeği
şiir____

- Sohbetimize vakit ayırdığın için teşekkürler sana sevgili Gülgün. Bir ömür mutluluklar seninle olsun. Birlikte nice şiirlere.

- İnsan gerçekten istiyorsa, vakit ayırmak  değil de vakit yaratmalı gerektiğinde. Doğrusu yarattığım vakit ne kadar yetti söyleşmemize  bilemiyorum. Senin gibi bir dost bulmak her zaman mümkün değil. Dostun olarak gördüğün ve beni gerçekten sevdiğin için şanslı, ablan olduğum için ise gururluyum.Yanında olmaktan, yanımda olmandan huzur duyuyorum.  Sana , öncesinde olduğu gibi sonsuzluğumda ilk gün gibi kapılarım hep açık olacak.

Şimdi ben, kendimi senin anlatımından duymak istiyorum…

- Peki : ) …

Asya Gülgün Özkan için ne dediler ...

Söyleşi : Kadri Karahan / 23 Ağustos 2005