Renkler / Meltem Sancaktaroğlu
- Sevgili Meltem söyleşimize seni kısaca tanıyarak başlayabilir miyiz?
- 1976 yılında Niğde'de doğdum. İlk okulu Niğde'de okudum. Ortaokul ve lise tahsilime İstanbul'da devam ettim. Kısa bir dönem Müjdat Gezen sanat okulunda tiyatro eğitimi aldım. Basın sektöründe bulunmam ise kalemime aşık olmak ile ilintiliydi. Bir dönem TV ve radyoculuk kulvarlarında koştum ama bir süre sonra renkli maymun dünyasından sıkıldım. Yozlaşmış ilişkileri fark edip çocukluk hayalime kalemime döndüm.
- Ve derken ''Aşk Ölmedi Ben Öldüm'' isimli ilk kitabın buluştu okurlar ile. Bu kitabınızda anlattığınız aşk ya da kadın - erkek ilişkisinin aslında çok ilginç bir hikayesi var ve bunu sizden dinleyebilir miyiz?
- Aslında çok enteresan bir konu. İlk etapta aşk romanı gibi gözükse de bir araştırma ama aslında aşkı anlatıyor satır aralarında. Bir yazarın kırık sevda notları yani. Kalemi aşk yapmış bir yazarın sevdası. Ancak 900'lü hatların perde arkasının anlatıldığı bir sektörün inanılmaz boyutunu araştırarak, birtakım belgelere dayandırarak yazmış olduğum ilk kitabım.
- Bu araladığın perde arkası sürecini bizzat da içinde yaşadın öyle değil mi? Bir kalem olarak olayları içinde yaşamak ve daha sonra bunları okurlar ile buluşturmak nasıl bir duygu?
- Çok güzel bir soru. Bizzat içinde yaşadım. Somut olarak yaşamam gerekiyordu yaşamadan okura bir şeyleri vermek imkansızdı. Ancak benim backgroundum da zaten araştırmacı kimliği olduğundan çok fazla zorlanmadım açıkçası. Güzel olan bunları cesurca yazmak ve okuyucularla bu yazılanları buluşturmaksa inanılmaz bir duygu. Kelimelerle anlatamam bunu.
- Peki bu ilk kitabın en başta kendi çevrende ve daha sonra okuyucuda nasıl bir yankı buldu. Ve bu ilk yolculuğun sana ötesinde neler kazandırdı?
- Elbette olumlu olumsuz etkileri çok fazla oldu. En azından basında 900'lü hatlarda çalışan yazar oldum. Bu olumsuzlukların en kötüsüydü. Oysa ben 18 yıldır bu sektörün içindeydim. İki edebiyat ödülüm var. Kimse geçmişime bakmadı. Başarılarıma. Ancak bana destek veren insanları da unutamam. Mesela Okan Bayülgen, Şenay Düdek, Ateş Çelik destek olanların başında geliyor …
- Şimdi bu kitap biraz daha genişletilmiş hali ile önümüzdeki günlerde yeniden okurlar ile buluşmaya hazırlanıyor, özel bir sebebi var mı?
- Özel bir sebebi yok aslında. Biraz daha fazla okur kitlesine ulaşmak gibi bir amaç olarak baktık yayınevimle. Ceren Yayıncılık etiketiyle çıkacak olan ikinci baskı ‘'Aşk Ölmedi Ben Öldüm'' genişletilmiş dizaynı ve konularıyla tekrar popüler olacak diye düşünüyorum. Tabii bu arada birinci baskının tükenmesi de bir sebep. Raflarda bulunmaması adına okurlarımız için yaptığımız güzel bir gelişme …
- Ve ikinci kitabın ‘'Aşk Kimin Mektubu''. Bu ilk kitabın ile birlikte aynı zamanda okurlar ile buluşacak olan bir diğer çalışman? Ne zamandır hazırlanıyorsun bu kitaba ve bu kitapta aşka nasıl dokunuyorsun? Kahramanı kimler bu mektupların her şey sürpriz mi?
- ‘'Aşk Kimin Mektubu'' çok özel bir kitap. Aslında her yazarın kitabı kendine özeldir. Ama içinde aşk varsa karalamaların gerçekten o kitap çok özeldir. Ve bu kitapta benim için o denli özel …
- Aslında aşk konusunda Türkiye'de ve dünyada mektuplarla çok aşk okuduk. Franz Kafka'nın “Milena'ya Mektuplar” adlı eserinde de gördük bunu. Fakat benim dokunduğum aşk biraz günümüzde olmayan, biraz bizden olmayan bir aşk. Kirletilmemiş … Ölümcül ... Kısası bir kadının penceresinden betimlenen bir aşk diye nitelendirebiliriz. Ama yorum okurlara ait olacak sanırım bu noktada.
Kahramanlar içimizden kişiler ...
Mektuplarsa gökkuşağı renginde …
Sürpriz ise kitabın arka kapağında …
Kısacası AŞK KİMİN MEKTUBU sürprizlerin kitabı …
- Bu ikinci kitabının ilk kitabına göre yeri nerede olacak peki? Bir de aynı zaman diliminde iki kitabını bir arada çıkartıyorsun? Olumlu ya da olumsuz ne gibi yanları var bunun sende ve okur üzerinde?
- İlk kitabım araştırma üzerineydi. Farklı bir mercekti aslında. İkinci kitabımın yeri ise apayrı bir yerde. Edebiyat açısından yaklaşırsak kesinlikle benim yazın hayatımda ilk çalışmam diyebiliriz. Aşkı yazmak çok farklı bir sinerji. Üstelikte olmayanı yazmak zorlu bir süreçti. Yani araştırma yazarken önce bir konuyu irdeleyip yaşıyorsunuz. Somut olarak okura bir şeyler vermek için olayı ve konuları yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Ama edebiyat yazarken bu dışına çıkıyor. Tamamen kurgular oluyor. Aşkı her haliyle yansıtma durumu göz önüne çıkıyor. Olumlu ve olumsuz etki diye bir şey düşünmüyorum aslında. Çünkü ben bir yazarsam her kulvarda yazma şansını kendimde görüyorum. İlla şunu yazmalıyım ya da bunu yazmamalıyım gibi bir problemim olmadı. Ancak şunu açık yüreklilikle ifade edebilirim ki; polisiye roman ve şiir konusunda kendime güvenmiyorum. Okurlarımda ne gibi bir etki tepki oluşur bilemiyorum ama zannediyorum ki onlar da benim gibi düşünüp öyle okuyacaklardır kitaplarımı …
- Yazmak sende nasıl bir duygu? En çok nereye koşmak ya da nasıl bir aşk olanı biteni kaleme almak?
- Yazmak ibadet benim için.Benim penceremde tek kelimeyle yaşamanın diğer adı.
- Kitapların haricinde İnternet üzerinde de (sonsayfa.com) seni okuma şansımız var ne güzel ki. Böylesi bir ortamda okurlar ile buluşmak nasıl? Ve yine buralarda yayınlanan yazılarında okuyucuya kattıkların nelerdir?
- Bir yazar okuyucularıyla ayrılmaz bir bütündür. İnternet ortamında buluşmak ise apayrı bir duygu. Özellikle Son sayfa benim için çok değerli bir haber portalı. Gerek kadrosu ile gerek çizgisiyle. Sıcak bir yuva orası. Yazılarımda ise genellikle hayata dair mesajlar, bilgi içerikli konulara değiniyorum. Ama yazmak insanı çoğaltıyor Selim İleri'nin deyimiyle. Ben de okurlarımla her gün çoğalıyorum. Bu çok güzel.
-Meltem sen kimleri takip ediyorsun edebiyat dünyasında? Kimlerin özellikle okurusun?
- Çok kişi yok okuduğum. Ama bir iki isim var tabii ki adını yad etmek istediğim. Selim İleri ve Kürşat Başar. Tabii bir de Cezmi Ersöz var ki aşka dokunan çok özel bir isim olarak görüyorum kendisini. Ama özellikle okuduğum isim kalemine hayran olduğum Selim İleri kesinlikle takibimin başında.
- Yazın dünyasının dışında hayat yolculuğunda da çok renkli bir insan olduğunu biliyorum. Bu kimliği bir yana bırakmamız gerekirse ötesinde nasıl bir portre var karşımızda?
- Asil, duyarlı ve mükemmeliyetçi.
- O zaman sondan bir önce aşka dokunalım? Nedir aşk, kokusu ve dokusu nedir? Edindiğin gözlemlerin ne bu anlamda? Nasıl yaşanıyor ve yaşatılıyor, aşk ile barışık olmanın sana göre formülleri ne?
- Aşk hem vatanım hem toprağım diyebilmek. Kokusu hüzün. Dokusu varolmak. Edindiğim gözlemlerimi acılara paketledim şimdilerde. Aşkı yaşamak ve yaşatmak günümüzde pek kalmamış olsa da aşk eski yıllarda yaşanmalıymış. Eski zamanlarda ... Ancak aşk ile barışık yarışmanın bir formülünü buldum sanırım. Aşk sadece yazmak yazmak yazmak ... Gerisi tamamen yalan. Bembeyaz bir aşkın kapkara rimel rengini yaşadım aşkta. İşte bu dediğim anda mavimsi gökyüzü kadar yanıldığımı anladım açıkçası. Aşk kayıp bir kentmiş. Yaza yaza bitmeyenmiş … Söylenene söylenene tükenmeyenmiş. Ama ben aşka dair tüm kelimelerimi gölgemle bıraktım … Sahipsiz mektuplarıma kucak açtım artık …
- Ve bu köşemizde konuklarıma sorduğum bir soru. Rengin ne Meltem ve neden?
- Rengim kesinlikle beyaz. Çünkü ben kirlenmedim henüz. Masumiyetim hala çok temiz ...
- Sevgili Meltem. Söyleşimiz için çok teşekkür ederim. Hayata dair nice güzelliklerde görüşmek üzere yeniden.
- Ben de sana çok teşekkür ederim Kadriciğim. Beynine, yüreğine ve ruhuna güzellikler diliyorum. Okurlarına da tüm kir çiçeklerini yolluyorum .
Söyleşi : Kadri Karahan / Ocak 2008