estarabim06@mynet.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Oskar Schindler ve İnsanın Savaşı

 

SİNE-KÜNYE:


Yönetmen: Steven Spielberg

Senarist: Thomas Kennealy (roman), Steven Zaillian

Görüntü Yönetmeni: Janusz Kaminski

Müzik: John Williams

Editör: Michael Kahn

Yapımcı: Branko Lustig, Gerald Molen, Steven Spielberg

Süre: 195 dakika

Ülke: ABD

Baş Oyuncular: Liam Neeson, Ben Kingsley, Ralph Fiennes


SİNE-PUAN:

IMDB: 8.9/10 (TOP 250: Sıra 7)

SİNESTAR: 10/10



SİNE-NOT:


-İkinci Dünya Savaşı, sinema tarihinde onlarca filmde işlenen bir konu oldu. Savaşın tüm dünyaya yayılmış olması ve bu açıdan bir ilk olma özelliği göstermesi, bu savaşı her açıdan çekici kılıyordu. Savaşın sadece Avrupa cephesinde yer alan entrikaları, Amerikan-Japon çarpışmaları, Ortadoğu yansımaları kısaca aksiyon gösterdiği her alt birim sinemada kendisine yer buldu. Bu filmlerden çok önemli bir çoğunluğu işin yalnızca çarpışma ve harp taktikleri kısmını ele alırken önemli bir kısmı da savaşın insancıl boyutunu ele almayı seçti. Sinema düşkünleri için de en çok kabullenen tarz bu tip filmler olmuştu.


-Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı arası kısa süren anlaşmalar ve güçlenme dönemi kimi tarihçilere göre aslında savaşa eklenmesi gereken bir süre oldu. Yani aslında iki farklı dünya savaşı yerine tek bir savaş yaşandı. Versay anlaşmasının Almanya üzerine getiridiği ağır yük ve Alman halkının gittikçe fakirleşmesi, sonucunda gelişen Yahudi varsıllığı ve Adolf Hitler sendromu ilk dünya savaşındaki pasta kazanma savaşını artık yaşam alanı savaşına da kaydırdı. Zaten Avrupa dışına çıkmamış olan ilk savaşın sonucunda bu yaşam alanı kavgası İtalyanları da harekete geçirip savaşı Kuzey Afrika'ya da çekince kelimenin tam anlamıyla bir dünya savaşı kendi dinamiklerini oluşturmaya başladı. Hitler, Alman ordularını Fransa, İngiltere ve İskandinav ülkelerine yönlendirirken diğer yandan da işgali çok kolay olan ve içiçeleşmiş siyasetlerle ayakta kalan Yahudi kimliğinin yerleştiği Polonya ve Avusturya gibi komşu ülkelere saldırdı. Alınması çok kolay olan bu bölgeler savaş dinamiklerinin dışında insani boyutlarda da mezalimin içine düşülmesini sağladı ve bilinen holokost gerçekleşti.


-Sinema tarihinin en yetkin ve en iyi yönetmeni olan Steven Spielberg, o tarihe kadar bu kadar ciddi bir filme el atmamıştı. Jaws, Indiana Jones serisi, Close Encounters Of the Third Kind gibi filmlerle ün yapmış; arada 1941, The Color Purple gibi filmlerle de ciddi yönünü korumuştu. Fakat gerçek manada dramatik ve olgun bir film projesi olan Schindler's List onun için bir ilk olmuştu. Kendisinin yönetmen olarak kazandığı ilk Oscar ödülü de bu filmden geldi. Harp tarihine ve Yahudi köklerine dair tümdengelimci olmayan, spesifiklikten uzak duran ve işi tamamen savaş ekonomisine bağlı insancıl yöne çeken usta yönetmen böylece bütün dikkatleri üzerine çekmeye başarmıştı ve Schindler's List o güne kadar ancak The Godfather, The Godfather Part 2, Amadeus, Ben-Hur gibi filmlerin yakalayabildiği görkemi ve haşmeti yakalayabildi. Filmi eleştirenler bile filmin sinematrografik değerine karşı saygıda kusur edemedi.

-Steven Spielberg, kendi tarzı olan bir yönetmen olarak yol arkadaşlarını zaten baştan belirlemişti. Bunlardan George Lucas ekürisi, John Williams baş kompozitörü, Harrison Ford favori oyuncusuydu. Oskar Schindler rolü için ilk teklif Harrison Ford'a gitti. Fakat Ford'un Indiana Jones karakterinin sulu tarzından dolayı bu ağır filmin imajına zarar vermesinden korkuldu ve iki sinema adamının arasındaki anlaşma böylece sona ermiş oldu. Rol için Liam Neeson seçildi. Neeson, her ne kadar rolünün karşılığında Oscar heykelciğini Philadelphia'nın Tom Hanks'ine kaptırmış olsa da asıl Oskar Schindler'e fazla benzemesi ve Alman aksanlı İngilizce'siyle izleyiciden tam not alabildi. Aynı yıl yarıştığı Daniel-Day Lewis gibi filmin sonundaki performansı bir daha akıllardan çıkmamak üzere sinema tarihine geçti.

-Daha önceden Gandhi filminde Hindistan'ın büyük önderi Mahatma Gandhi'yi canlandırıp kolayca Oscar'ı kazanan ve bu rolüyle tarihin en iyi karakter-oyuncu eşleşmelerinden birine imza atan Ben Kingsley, filmin ikinci adamıydı. Yahudi muhasebeci Itzhak Stern rolünde tıpkı Liam Neeson gibi üstüne yapışan bir karakter portresi çizmekte hiç zorlanmadı. Fakat bu filmin yan rollerinde asıl harikalar yaratan isim Amon Goeth rolüyle Ralph Fiennes oldu. Fiennes'ın o tarihe kadar her hangi bir önemli rolü olmamıştı. Bir anlamda onun popüler olmasını sağlayan film oldu Schindler's List. Komutan Goeth'ün bütün psikopat yanını, yalnızlığını ve kendine güvensiz ama gücü elinde bulundurmanın verdiği rahatlığı perdeye birebir yansıttı. Daha ilk göründüğü sahnedeki hastalıklı, rahatsız tip bizi filmin ilerleyen dakikalarında nelerin beklediğine dair bir uyarı gibiydi. Zaten film için o günleri yaşayanlardan bilgi alma amacıyla yapılan toplantıda Ralph Fiennes'ı gören bir holokost mağduru kadın onun asıl Amon Goeth'e benzerliği karşısında dehşete düşüp salonda baygınlık geçirmişti.

-Schindler's List'i dört dörtlük bir film yapan unsurlar arasında en önemlilerinden biri de Itzhak Perlman'ın ince ince işlediği kemanına John Williams'ın besteciliğiyle kattığı harika etkinin bize yansıması oldu. Daha filmin başında duyduğumuz Por Uno Cabeza ve akışını her noktasında hissettiğimiz Theme From Schindler's List ve bu şarkının Perlman yorumu soykırımı içimizde hissetmemizi sağlayan büyük bir etken olmuştu. Theme From Schindler's List, tüm zamanların en iyi tematik film müziklerinden birisi oldu.



SİNE-SPOİLER: (Dikkat, bu bölüm filmi izlememiş olanlar için uygun değildir)


-Schindler's List, Yahudi Soykırımı'na bir saygı amacıyla siyah-beyaz çekilmiş bir film. Filmin belli noktalarına renk verilmesi ve bu noktaların büyüleyici seçimi karşımızda çok iyi bir yönetmen ve görüntü yönetmeni olduğuna zaten baştan delalet ediyor. Henüz Yahudi halkının evlerinde yaşayabildiği o soğuk başlangıç döneminde yapılan bir Şabat ayininde yakılan mumlar,bu etnik grubun umudunu temsil ediyor. Mumun söndüğü noktadan itibaren film siyah-beyazlaşıyor. Filmin can alıcı sahnelerinden birinde Getto'nun caddelerinde gezen minik bir kızın ceketinin kanı simgeleyen kızıl rengine kadar film koyu bir siyah-beyazda ilerliyor. Filmin ikinci çıkış noktası olan bu Getto temizliğindeki kancı tutumu resmetmek için kırmızı ceket numarası sinemanın matematiksel yanına etki eden iyi bir fikir. Filmde görülen son renk, kurtulan Yahudilerin İsrail'e (mecazi anlamda) harekete geçmelerinin arından gökyüzünün kendi rengini kazanmasıyla gerçekleşiyor. Ölen milyonlarca insana rağmen hala bir avuç halkın zulümden çıkışı yeniden umudun gerçekleşmesini sağlayacak reaktif bir düzlemde gerçekleşiyor ve film renk kazanıyor.

-Aslen (eski) Çekoslovakya uyruklu olan Alman vatandaşı ve Nazi Partisi üyesi, Oskar Schindler'i hikayenin merkezine oturtmak filmin bir başka akilane taktiği. Diğer soykırım filmlerini soykırıma uğrayanların gözünden izlerken bu kez soykırımı yapanların tarafında yer alan bir adamın içsel çatışmalarına da tanık olarak izliyoruz olayları. Başlangıçta amacı, batmış olan finansal kaynaklarını doğrultabilme adına savaş ekonomisinden gelir sağlama olan ve bu uğurda çalıştırılması daha ucuz olan Yahudi işçilerini devletten satın alan Schindler, Nazi Partisi'nden olmasına rağmen Alman hükümetiyle teknik teamüllerde uğraşmak zorunda kalıyor ve yine Yahudilerden aldığı parayla rüşvet mekanizmasını kuruyor. Filmin hemen başlarında zengin Yahudilerin bu parayı vermeye yanaşmaması resmediliyor. Aslında kurnaz ve ticari zekaya sahip olan bu ırkın aynı zamanda takındığı cimri tutumun Alman hükümetine ve özellikle de Hitler-Goebbels sendromuna etki ettiği de başarıyla vurgulanmış oluyor.

-Schindler'in iş bitirici, nazik ve kurnaz yapısı bölgeyi yöneten komutanlara kadın, içki, abartılı partiler ve Yahudi elmasları sunarken fabrikalarda bedavaya emaye eşya üreten Yahudi halkının henüz başlarına gelecekleri bilmemesi filmin savaşın ironisine paralel kurgusuna dahiyane bir örnek. Fakat Getto yıkımı, sonun başlangıcı oluyor. O güne kadar bir-iki cinayetle ilerleyen mezalim artık bir soykırıma dönüşüyor ve bütün dünyanın gözünün Orta Avrupa'ya çevrilmesini sağlıyor. Tüm bu gelişmeleri sevgilisiyle yüksek bir tepeden izleyip gözlerine inanamayan Schindler'in bulunduğu nokta da kendi iç yapısını çok iyi özetliyor. İyi bir iş adamı olarak en tepedeyken olayların aslını, gideceği noktanın vehametini göremeyen Schindler, aşağıda kaçışan, bağrışan ve öldürülen Yahudilerden bir bakıma ders de almış oluyor.

-Schidnler's List, Getto sahnesinden sonra Amon Goeth'ün sazı eline almasıyla daha da karamsar bir yapıya bürünüyor. O sahneden sonraki çekimlerin tamamına yakını ya gece yapılıyor ya da aşırı sıcaklar resmediliyor. Kış çekimlerinde ise Alman askerlerin rahat tutumuna karşılık Yahudilerin titremelerini izliyoruz. Süreç içerisinde bazı küçük kahramanlar da resmedilerek insancıllığın insanlarından birörnek portreler izlemiş oluyoruz. Büyük bir şans eseri öldürülmekten kurtulan haham, kurnazlığı sayesinde ölümden dönen bir yetim çocuk, baştan beri en dehşetli ölümlere tanık olmuş bir anne ve kızı ve hepsinin ötesinde filmin tek önemli kadın kahramanı olarak Goeth'ün evinde hizmetçilik yapan Yahudi kızı Helen Hirsch. Helen'in hem Alman komutanı hem de Schindler'i etkilemesi bu ikiliyi Nazi bayrağı altındaki farklı fikirlerin ilk çatışmasına doğru götürüyor. Savaşın ameleliğini yaptığını düşünen ve bundan hiç de memnun olmayan komutanın yavaş düşüşü; finansal büyümenin yanı sıra insana özgü yarar sağlayan Schindler'in kendine olan güveninin yerine gelmesiyle çapraşık bir kurguda ilerliyor.

-Filmin içinde bazı kısımlara özel sahneler yerleştiriliyor. Bu, genel mezalimin içinde kişisel hatıralar oluşturmaya benziyor. Örneğin gaz odalarına gönderilmek üzere kamyonlara yüklenen çocuklar arasında bir başka çocuğun saklanacak yer araması ama bulduğu her yerde başka çocukların varlığı yüzünden bir türlü yer edinemesi seyirciyi gerilime doğru sürüklüyor. Benzeri olarak belgelerini evinde unutan Stern'in Auchwitz trenine bindirilmesi ve Schindler'in onu son anda kurtarması da yine savaşın kişisel cephesindeki gerilimi yansıtabiliyor.

-Schindler's List film finaliyle bile çığır açabilen bir yapıt. Bir anda bir Yahudi mezarlığında el ele ilerleyen insanlar görmek, sonra bu insanların her çiftinin hem filmde oynayan oyuncuların hem de soykırıma tabii olan Yahudilerin kendisi olduğunu görmek dehşete düşürüyor. Daha doğrusu dehşeti gerçek mağdurların yüzlerinde okumaya çalışıyoruz. Az önce 3 saat boyunca izlediğimiz filmde olanları bizzat yaşayan insanlar var karşımızda. Yaşlarından dolayı artık çökmüş ve ölüme yüz tutmuş bu insanların yüzlerinde burukluk yerine gülümseme görmek umudun hala var olduğunu hissetmekle birebir etki yapabiliyor.



SİNE-STAR:


JANUSZ KAMİNSKİ: (Görüntü Yönetmeni)

Onun lakabı Spielberg 2. Tıpkı John Williams gibi Steven Spielberg'in ekibinin en vazgeçilmez üyesi. Spielberg'le birlikte ilk kez Schindler's List filminde çalışıp doğru bir uyuma girdiklerinde bu anlaşmanın ardı da geliyor ve Spielberg'in 90'lı ve 2000'li yıllarda çevirdiği tüm filmlerde Kaminski'nin kamerasını görebiliyoruz. İkili bu işlevlerini biri Schindler's List, diğeri de Saving Private Ryan'la olmak üzere 2 kez Oscar'la taçlandırıp bir kez de Amistad ile heykelciğe aday oluyorlar. Kaminski'nin bu filmden önce çok önemli bir projesi olmamış. Huckelberry Finn uyarlaması ve bazı ufak korsan filmleri haricinde Hollywood'da çok fazla kendini gösterememiş ama şüphesiz ki Schincler's List onun için çok önemli bir dönüm noktası olabilmiş. Bu filmde de hem Getto sahnesi hem de gaz odası sahnesinde ve finalde ne kadar yetenekli olduğunu, işleyişin bilinçaltındaki yansımalarını üst-bilince doğru, olası açılarla getirebildiğine şahit oluyoruz.



SİNE-SAHNE:

AUSCHWİTZ-GAZ ODASI: Fabrikasını Polonya'dan Çekoslovakya'ya taşıyan Schindler'in erkek işçileri ile kadın işçileri farklı trenlerle ulaştırılır. Erkeklerin yolculuğunda sorun çıkmaz ve hepsi fabrikaya ulaşmıştır ama kadın ve çocukların olduğu tren yanlışlıkla soykırımın odak noktası, en vahşi işkencelerin yaşandığı Auswitch'e gider. Durumu öğrenen Schindler, bölgenin komutanına çok yüklü miktarda rüşvet ödemek durumunda kalır. Bu rüşvet ödenmezse bütün kadın ve çocuklar gaz odalarında öleceklerdir. Fakat işçilerin durumdan haberleri yoktur. Hepsinin saçları kesilir ve çırılçıplak bir halde “banyoya” götürülürler. Biz sahneyi banyo kapısındaki küçük camdan izlemeye başlarız. Korkuyu nefeslerinde hisseden yüzlerce kadın ve çocuk birbirine sarılmaktadırlar. O güne kadar gaz odalarını yalnızca bir dedikodu olarak duymuşlardır ama şimdi gerçeği yaşamanın zamanıdır. Sonra birden kamera camın içinden banyonun içlerine kadar sokulur. Duş sektörlerinden gelen çalışma sesi ile bağırışlar başlar. Seyirci olarak oraya kadar ulaşabilmiş ama son anda ölüme gidecek olanların şansına öfke duyarız. Öfkemiz gerilime, gerilimse korkuya dönüşür. Fakat duşlardan akan suyla birlikte hem oyuncular hem de biz gerçek bir rahatlık duyarız. Schindler, işi yine halletmiştir. Getto sahnesiyle birlikte filmin en can alıcı sahnesidir Auschwitz gaz odası. Belki de bu soykırımı içimizde hissettmemizi sağlayan tek sahnedir.



SİNE-REPLİK :

“Kim ki bir can kurtarır; bütün cihanı kurtarmış sayılır” (Tevrat)

“Şu iğneyi satsaydım bile iki adamı kurtarırdım... Belki bir adamı. Yüzüğüm; 10 kişi, 5 kişi. Ya şu araba... Amon bunun için bana kaç adam verirdi... Başaramadım Stern, başaramadım” (Oskar Schindler)



SİNE-FİLM: (Schindler's List'e akraba 5 film)

-The Pianist

-La Vita e Bella

-Der Untergang

-The Boys From Brazil

-Der Letzte Zug



SİNE-MANİA :

Son 1 ayda izlediğim 5 film hakkında:


-The Insider: IMDB Puanı: 7.9/10, SİNESTAR Puanı: 7/10

-Star Wars: Episode 4: A New Hope: IMDB Puanı: 8.8/10 SİNESTAR Puanı: 8/10

-Goodfellas: IMDB Puanı: 8.8/10 SİNESTAR Puanı: 4/10

-A Shot In The Dark: IMDB Puanı: 7.6/10 SİNESTAR Puanı: 9/10

-Sevmek Zamanı: IMDB Puanı: 8.1/10 SİNESTAR Puanı: 1/10



SİNE MÜZİK:



Ayın tavsiye soundtrack albümü: Pirates Of The Caribbean soundtrack albüm serileri ve DJ Tiesto remixleri



Gelecek ay, bir başka filmde görüşmek üzere...


Attica Attica!

 

 

AĞUSTOS 2008