müzik - hâl / Burak Sarıkahya

 

 

- ‘’Adsız’’ isimli çalışmanız müzik marketlerde yerini aldı. Albüme gelmeden önce biraz sizi tanımak istiyoruz zira öğrendiğim kadarı ile okul orkestralarında başlıyor bu yolculuk ve o gün bugün de sizi bırakmıyor anlaşılan, biraz dönebilir miyiz o yıllara?

- Çok küçükken uyumam için ninni söylemek yerine plak çalarmış babam başucumda. 5-6 yaşındayken abimin elinde gitar, ablamın elinde de org gördüm. O yaşlardan müzik adına tetiklendiğimi zannediyorum. Ortaokuldayken lisedeki abileri izlerdim orkestra odasında. Sonra bende gitarist olarak katıldım onlara. Orda piştim yıllarca. Yarışmalar, konserler. Çok güzel günlerdi. Daha müzik piyasasını tanımıyorsun, yapımcı nedir bilmiyorsun, zorluklar güçlükler sadece daha iyi müzik yapabilmek adına gelişiyor. Ailem tarafından desteğin yanında zaman zaman kısıtlamalara uğradım. Rock müzik sevdalısı olarak her dakikamı müzik yapıp elektro gitar çalarak geçirdiğim için “eyvah bu oğlan müzisyen olacak” klişesini ben de yaşadım. Hatta oğlum bak Elvis Presley falan o hareketler kafa sallamalar erken ölüyo  bu adamlar kandırmacasıyla bile karşılaştım o yıllarda.

- Ve bir gün Cem Karaca ile tanışıyorsunuz. Cem Karaca’nın kapısını çalan bu genç ile ya da bu gencin kapısını çaldığı Cem Karaca arasında neler yaşanıyor? Paylaştıklarınızın izleri kuşkusuz silinemez; bize biraz o anları, size kattıklarını, tanıdığınız Cem Karaca’yı anlatır mısınız?

- Tam yetişme dönemindesiniz, hayatla ilgili düşünceler yeni yeni oturmaya başlıyor. Cem Karaca’dan ‘’Kavga’’yı dinleyip hırslanıyorsunuz, ‘’Kahya Yahya’’yı dinleyip düşünüyorsunuz, ‘’Sevda Kuşun Kanadında’’yı dinleyip sevdalara dalıyorsunuz. Derken yaş 18. İlk çırpıda Kadıköy’de dinlemeye gittim Cem Karaca’yı. Ağzım açık dinledim. Şarkı söylemiyor yaşıyordu sahnede, gür sesi, elleri, tavırları. Sonra her programını takip etmeye başladım. Yavaş yavaş selam vermeler kuliste beklemeler derken birgün kulise attım kendimi arkadaşlarla. Elimizde CD’si var. Hatıra kalsın diye imzalatacağız. Kartoneti pantolonunun üstüne koydu öyle bir imza attı ki yarısı pantolonda yarısı bizim cd de. “Hah bu da sizden bana hatıra kalsın” diye gülmeye başladı. Böylece özgüvenim yerine geldi, artık çekinmeden sorup konuşup yanına gidebiliyordum. Derken evde onun şarkılarını kaydettim kendim söyleyerek ve ona götürdüm dinletmeye. Bana bunları söylersin ama sen ne yaşıyorsun? İçinde var mı bir sevdan. Varsa sen yaz yaşadıklarını, önce kendi yaşadıklarını söyle demişti. O günden sonra söz yazıp beste yapmaya başladım.

- Bir albüm yapma fikri hep var mıydı öncelikle ve bu serüven nasıl başladı peki, artık ne kadar hazırdınız ve nasıl bir repertuar seçimi yapıldı. Albümde ağırlık sizin sözlerinizde ve bestelerinizde, ötesinde bütününde kimlerin emeği, desteği oldu size?

- Bir müzisyen bir şeyler üretmeye başladıktan sonra, bunları bir şekilde belgeleyip insanlarla paylaşmak istiyor. Beğeni kazanmak, kendini geliştirmek ve daha çok müzik yapabilmek adına. 2004 senesinde Cem Karaca’nın son gurubu Yol Arkadaşları ile başladım bende şahsi albüm projeme. Stüdyoya kapanıp aranje sürecine girdik. Benim için muhteşem zamanlardı. Çünkü değişik bir sürece girmiştim. Yanımda bana destek veren beni müzikal anlamda geliştiren, moral olarak düştüğümde beni kaldıran ve bu albüme profesyonelliklerini katan Türkiye'nin şüphesiz en iyi müzisyenlerinden; Zafer Şanlı, Aydın Şeref, Nevzat Yılmaz, Taner Ayan. Ve tabiki şu an isimlerini sayamayacağım birçok güzel insan.

- Albümün hazırlık sürecinde bazı talihsizlik yaşadığınızı öğreniyoruz ki bu da biraz bizlere ulaşmasında gecikmeye neden olmuş ama siz bu arada asistanlığa, fotoğrafçılığa başlamışsınız. Aldığınız eğitim mi yoksa tamamen kendinizi içinde bulduğunuz tesadüf bir durum mu peki sizi bu alana yönlendirdi, nasıl gelindi bu noktaya?

- Albüm kayıtları sürerken bi taraftan da firmalarla görüşüyoruz, teklifler alıyorum, teklifler götürüyorum. İşte bu dakikada anladım müzik yapabilmenin, bir albüm yapıp insanlarla paylaşabilmenin o kadar da kolay olmadığını. Çeşitli kişilerin ve firmaların oyalamalarıyla süreç uzuyor. Derken bana zamanında kısıtlamalar koysa da sonradan en büyük desteğini gördüğüm Babam Mehmet Sarıkahya’yı kaybettim. Fiziksel yorgunluğuma duygusal çöküntüler karıştı. Onun sayesinde fotoğrafla kameralarla, eski 8- 16 mm filmlerle haşır neşirdim. Onun vefatının ardından o duyguyla evde kendi kendime bir kısa film çektim. İzleyenlerin beğenisi ve ablamın sinema sektöründe olan arkadaşlarına beni yönlendirmesi üzerine ‘’Bebeğim’’ dizisinde daha sonra da ‘’Affedilmeyen’’ dizisinde bir süre yönetmen asistanlığı yaptım.

Birçok sebepten dolayı projenizi sonlandıramıyor ve müzik yapamıyorsunuz ancak geçirilen süreç sonucunda birçok müzisyen ile içiçesiniz tabi. Bana her dönemimde destek çıkan Cem Karaca’nın Yol Arkadaşları’ndan Bas Gitarist Zafer Şanlı, Cahit Berkay ve Zan olarak bir proje yaptıklarını ve konser fotoğraflarını çekmemi söyledi. Böylece başladı süreç. Daha sonra Erol Evgin, Ersen Dadaşlar gibi müzisyenlerin konser fotoğraflarını ve albüm fotoğraflarını çektim. Sonra iş Emre Altuğ’un “Hoşgeldin” klibine kadar geldi. Birlikte 9-10 tane konsere gittik Türkiyenin çeşitli yerlerinde. Topladığım görüntülerden klibi yaptım sonra. Çok güzel yorumlar aldım.

- Peki isminiz ile nerelerde, hangi projelerde karşılaştık biz. Kamere arkasında olmak sizin için nasıl bir duygu oldu ve bu alanda da ayrıca bundan sonrası adına yola devam edilecek mi?

- ‘’Bebeğim’’ ve ‘’Affedilmeyen’’ dizilerinde yönetmen asstanlığı yaptım. Ersen ve Dadaşlar’ın albüm ve konser fotoğraflarını çektim, ‘’Kozan Dağı’’ klibinde bulundum. Emre Altuğ’un ‘’Hoş geldin’’ klibini çektim. RedBull firmasının toplantıları için kısa filmler çektim. Ve hatırlamadığım birkaç tane daha var bu alanda. Bundan sonrası için tabiki böyle projelerde yer almak isterim lakin yanlış anlaşılmasın ben fotoğrafçıyım veya yönetmenim demiyorum. Gerçekten bu alanda o kadar büyük isimler ve o kadar yetenekli gençler var ki; benim bu tesadüfi yaptığım işlerle henüz kendimi koymuyorum o kategorilere.

Bundan sonra bu alanda belki oyuncu olarak devam edebilirim. Tabiki bir müzisyeni oynayarak, yani rol yapmadan oynayabileceğim bir şeyi.

 

 

- Yeniden müziğe dönmemiz gerekirse albüm geçtiğimiz günlerde yayınlandı ama kuşkusuz ki yorumlar da gelmeye başlamıştır tarafınıza. Nasıl karşıladı sizi yıllardır dinleyenler olsun yeni tanıyanlar bu albümü peki ya da ilk kez dinleyecek olanlar nasıl bir albümle karşı karşıyalar, neler bekliyor onları ‘’Adsız’’da? Bu arada albümün adı neden ‘’Adsız’’?

- Albüm çok uzun bir sürece yayıldı, bu dönem çevremde olan çoğu kişi biliyor ve beğenisini gösteriyordu. Albümün piyasaya çıkmasıyla gerek internetten görerek, gerek tavsiye üzerine gerekse TV veya Radyo’da dinleyerek albüm alanların yorumları beni gerçekten çok mutlu ediyor. Geçirdiğim süreçteki yorgunluğu ve sıkıntıları bir anda sildim böyle güzel sözler duyunca.

‘’'Adsız’’ albümü içinde müzikal anlamda değişik tarzlar içerse de, zamanında sevgiliye yazılmış sözler içeren; sözlerinde eleştirici, bazen hatasını kabullenen, tamamı ile yaşadığım şeylerin sözlere dökülmesiyle oluşan sıcak bir albüm. Cem Karaca’nın ‘’Adsız’’ isimli bir parçası vardır. Ben her Cem Karaca’yı anma gecesinde mutlaka bu parçayı söylediğimden bana lakap olarak takılmıştı Adsız. Bu albüme malesef bir Cem Karaca parçası koyamadığım için, albümün ismi ile onu anmak ve kendimi tatmin etmek istedim.

- Uzunca bir süredir sahnelerde de performanslarınız söz konusu. Sizin için sahnenin büyüsü, rengi nedir, orada nasıl bir atmosfer yaşıyorsunuz? Albümle birlikte yeniden canlı performanslar olacak mı, bu sezon adına belirlenen programlar var mı? Ayrıca albüm için klip düşünülüyor mu?

- Sahne bambaşka birşey, tepkiyi direk alıyorsunuz insanların gözlerinden. Şarkılar hepbir ağızdan söylendikçe güzel. Ben inanılmaz mutlu ve heyecanlı oluyorum sahnedeyken.

Ben sık sık ve her yerde konser vermek istiyorum, daha çok insanla bir arada olmak daha çok insanla birşeyler paylaşabilmek ve onlara güzel şeyler sunmak istiyorum. Albümle birlikte önümüzdeki günlerde konserlerimize devam edeceğiz.  Gelen her türlü teklife de açığız.Albümde Tango isimli parçaya klip çektik geçtiğimiz günlerde. Şu an montaj aşamasında. Kısa bir süre içinde tamamlanmış olacak.

- Siz ve müziğiniz şu an müzik piyasasında yaşanan hareketliliğin neresindesiniz? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu renkliliği ve günümüzde kimleri başarılı buluyorsunuz bir müzisyen olarak?

- En baştan ben herhangi bir kaygım olmadan yaptım albümü. Yani müzikalite dışında herhangi bir şarta göre yönlendirmedim albümü. Samimi bir iş yaptım. Karşılığını bu işi ve müzikal yaşantımı devam ettirecek kadar dinleyicilerimden alacağımdan eminim. Ve bu geri dönüşümü çok kısa sürede almaya başladım bile.

 Günümüzde çok değişik tarzda albümler var, çok denemeler var, bazen taklitler var. İsim olarak belirtemem ama bu zor şartlarda emek verip kaliteli işler üreten ve yılmadan devam eden reklam olarak “sadece müzikleriyle” karşımıza çıkan herkes beğenimi kazanıyor. Türkiyede müzik adına çok çok güzel işler yapılıyor.

- Müzik dünyası adına olsun ya da diğer uğraş verdiğiniz alanlarda ulaşmak istediğiniz en son nokta nedir, çok özel bir hayaliniz var mı bu anlamda; çalışmak istediğiniz bir müzisyen ya da içinde yer almayı istediğiniz bir proje, ya da bütünü ile bambaşka bir şey?

- Eskiden benim için çok büyük hayal olan şeyleri yaşadım. Cem Karaca’nın Yol Arkadaşları ile çalışabilmek, Kurtalan Ekspres ile aynı sahnede bulunabilmek, Ersen ve Dadaşlar ailesinden olabilmek. Bunlar benim için çok güzel şeylerdi. Bundan sonrası için insanların duygularına ortak olabiliyorsam, benim hissederek yazdığım sözlerde kendilerini buluyorlarsa budur benim gelmek istediğim nokta. Türkiye’nin dört bir yanını dolaşıp konserler verebilecek bir proje içinde yer almayı isterim, en büyük hayalim de budur.

- Müzisyen olmanın kriterleri nelerdir, siz nelere dikkat ettiniz bu yolda yürümeye devam ederken, neler gereklidir bir çizgiye ulaşabilmek adına; müzikle amatör olarak uğraşan okuyucularımıza bu anlamda neler söylemek istersiniz?

- Müzisyen öncelikle kişilik sahibi bir insan olmalı, en başta üstadlara saygıyı unutmamalı. Ben düzenli olarak profesyonel müzisyenlere ulaşıp onlarla sohbet edip deneyimlerini ve geçtikleri yolları paylaşmalarını istiyorum. Şimdi ülkemizde şöyle bir durum var. Bu her alanda geçerli, 3 akor bilen müzisyen, sony handycami olan yönetmen, bilgisayara cubase yükleyen aranjör. Bunlar o kadar uzun süreçler ki, sonu yok. Kendini geliştirmek çok önemli. Kişi hiçbir zaman “ben oldum tamamdır” dememeli.

- Ve son olarak müziği biraz kısıyoruz hatta tamamı ile de kapatabiliriz :) ve sormak istiyorum ötesinde dünyanızda nasıl birisiniz? Burada öğrenmek istediğim sizin için hayatın diğer renkleri, heyecanları, mutlulukları, tatları nelerdir?

- Ben eskiye ve geçmişe çok fazla bağlıyım. Bu yüzden çok duygusal anlar yaşıyorum. Nasıl anlatsam. Yani eski bir sehpa vardır örneğin çok eskimiştir, artık oraya yenisini alıp koymak gerekir ama on yıldır üzerinde bir şeyler yaptığım sehpadan kopamam. Disketleri, makara bantları, beta video kasetleri severim mesela :)

Arkadaşlığa dostluğa sevgiye çok önem veririm, genelde hep organizasyonlar yapar insanları bir araya toplarım. Ve onlarla neşeli olduğum için onlara daha fazla neşe katarım. Bunun yanında yalnızlığı da çok severim yeri gelince. İçimde bambaşka bir dünya da var bi köşede, hayallerle kendimle kavgalarımla, eleştirilerimle yaşıyorum o dünyada da. Deniz benim için vazgeçilmez, fırsat buldukça ufacık bir tekneyle denizin ortasında alırım soluğu.

- Bu söyleşi için çok teşekkür ederim, sizi tanımak büyük bir keyifti; daha nicesinde de görüşmeyi dilerim, sevgiler ve hep güzellikler.

-Ben de çok teşekkür samimiyetinizden dolayı. Sağladığınız bu sohbet ortamıyla kendimi ifade edebilmekten çok memnun oldum.



Söyleşi : Kadri Karahan / Eylül 2009