Bir şairin evi, yarattığı gövdesidir. O gövde yeryüzüyle ölçülüyorsa saçmalıyordur. Sözünü ettiğim gövde, tasvirden çok, sahiplendiği değerler, o değerlerle birey olmaktır. Şair, farklı bir canlı değil çünkü. Sıradan. Olağan. Ne yukarda, ne uzakta. Şair, duygunun itidir. Nedensizce canı yanar, bundan da gereksiz bir haz alır. Bakın, bu doğru. Ev, güvence demekse şairin Allah'ı da, devleti de, kabarık hesap cüzdanı da, kendini iyi hissedebileceği hiçbir yer, hiçbir şey yoktur. Boşluktadır. Gezegen gibi ...
Acı, geçicidir. Efkara yani fikirlere nüfuz etmiş hüzündür aslolan. Hüzün kanserojendir. Bunun tedavisi için herkesin çaba harcaması gerekir. Kurallara gömüldükçe hüzünleniyoruz. Özgürleşme, bağımsızlık hüznün bertaraf edilmesine bağlı. ''Bu Defa Çok Fena'' dediğim de o zaten. Hasta masada kalmak üzere. Elektrik verilmeli ...
Kafamdaki albüm, proje olarak baktığım, yaratıcı bir ifadeyi, orada kullanmak istediğiniz dille beraber, istediğiniz insanlarla oluşturduğunuz bir çalışma. Epeyce de zaman oldu müzikle uğraşmaya başlayalı dolayısıyla bir şey yapıp, bu bir şekilde insanların önüne sunulduğu zaman da onun arkasında her türlü durulabilecek, çeşitliliği, organizasyonu orada arıyorum, gönlümden bu geçiyor açıkçası.
Önümüzdeki dönemde iki şeyi yapmayı çok istiyorum; bir tanesi kendi karar verdiğim, bugüne kadar en çok söylediğim şey olan caz standartlarından bir albüm, ikincisi de daha önce başka arkadaşlarımın albümlerinde de yaptığım gibi belki Türkçe belki başka dillerde ama tamamı orijinallerden oluşan bir albüm. Bu ikisi üzerinde düşünüyorum ...
Müzikle tanışmam ağız armonikası ile başladı. Dört yaşındaydım ve doğumgünümü kutlamaya hazırlanıyordum. Ne hediye istediğimi soran herkese aynı yanıtı vermiştim: Ağız armonikası. O gün inanın tam 35 tane ağız armonikası gelmişti hediye. Onla başladım sonra yavaş yavaş körüklü enstrümanlara yol aldım. Nelerdi bunlar: Akordeon, konsertina, melotirol, melodeon, garmoşka, bandoneon gibi. Tabi bunların bir kısmı hediyeydi, kimisi harçlıklarımı biriktirip aldığımdı, kimisi dedemden kalanlardı ....
Her şey tek bir vücud. Herakles “insana özgü olan hiçbir şey bana yabancı değil” der. Hüzün ve mutluluk. Ölüm ve doğum. Günah ve sevap. Benim için hayat bu ikilemlerle bir bütün ve bu çelişkilerle güzel. Ben öyle hayat şahane, haydi gülüp geçelim ve çok ama çok eğlenelim diyenlerden olsaydım bu şiirleri, yazıları, şarkıları üretemezdim. Hatta bu tip insanlar yanımdayken çok rahatsız olurum. Her söyleme bir espri yapan ve sadece kahkaha atanlar beni nedense güldürmüyor, hüzünlendiriyor. O sürekli dalga geçerken ben alt kısımlarındaki boşluklarla uğraşıyorum. Dolayısı ile bu türler beni sadece yorar. Hayatın zor olduğunu biliyorum ben. Yaşıyorum, görüyorum. Çok şanslıyım ki, bu zorluğu şarkılarımla, ürettiklerimle, paylaştıklarımla hafifletiyorum ...
Söyleşi: Kadri Karahan
Ayın Yazıları
MÜZİK
Son zamanlarda caz alanında dalgaların dinmeye hiç niyetli olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Zaten dinmesin de ...
Züğürt Ağa'dan sonra çekilen filmler arasında hiçbir film beni bu kadar sarsamamıştı ki buna Eşkıya, Babam ve Oğlum gibi toplum tarafından çok sevilen filmler de dahil. Üstelik Bir Zamanlar Anadolu'da, Nuri Bilge Ceylan'la tanışma filmim oldu. Filmdeki bazı makyaj devamsızlıkları, müziksizliğin abartılması ve senaryodaki bazı ucu açık, havada kalmış noktalar olmasa, yine Züğürt Ağa'dan beri ilk defa bir yerli yapıma 10 puan verebilirdim ama bu haliyle de yeterince sarsıcı bir film zaten Bir Zamanlar Anadolu'da ...
İster kabul edelim ister etmeyelim çağımızın teknik nimetlerinden yararlanırken şöyle bir gerçek çıktı ortaya, herkes her an her şey olabilir. Bu anlamda hepimiz yazar, hepimiz yönetmen, hepimiz besteci, hepimiz fotoğrafçı, hepimiz gazeteci, hepimiz radyocu, hepimiz televizyoncu, hepimiz DJyiz. Ne kadarımız ondan, ne kadarımız bundan, o ayrı mesele ama hepsinin bi ucundan bi şekil tutarsak, kendimize ya da çevremizdekilere yetecek kadar bi şeyiz. Aslında hepimiz müthiş bi şeyiz. İlkyardım kursuna gitmiş kimse kendine doktor demez, diyemez çünkü bu mesleğin koşulları var ya da hakkaniyet duygusu yüksek olan, hukuk konusunda kendini geliştirmiş biri, ben avukatım demez, diyemez. Herkesin her şey olduğu bi zamanda bazen insanın canı hiç bi şey olmak istemiyor. Öyle anlar oluyor ki, mesleğim sorulduğunda, ‘Pala’nın torunuyum’ diye kesip atmak istemişimdir :) ...