müzik - hâl / Pınar Ayhan

 

- Küçük yaşlarda başlayan müzik tutkunuz üniversite yıllarında sizi sahne almaya sürüklüyor ve orkestra solistliği yaparak başladığınız müzik yolculuğunuz bir anda Eurovision’da ülkemizi temsil etmeniz ile devam ediyor. Müzik sizin için o amatör yıllarda nasıl bir hazdı, nasıl bir keyifti peki; şarkı söylemek en büyük hayaliniz miydi?

- Müzik, hayatımın her döneminde var olma sebebim oldu. İlkokulda, sınıf sınıf gezdirilip şarkılar söyletirdi öğretmenlerim. Ortaokulda, okul orkestrasının solistiydim. Milliyet yarışmalarında okulumu temsil ettim. Lisede, her fırsatta konserler verirdim. Hala, o yaşlarda bestelediğim ve okul kürsüsünden, elimde gitarımla tüm okul arkadaşlarıma söylediğim şarkılarımı hatırlayan ve bana mırıldanan arkadaşlarım var. Üniversite yıllarımda artık gerçek sahnelere çıkma arzusu, şiddetli su içme isteği gibiydi. Doğal ve gerekli… Çevremdeki herkes için, şarkı söyleyen Pınar’dım ben. Gitarım ve mikrofonum hep yanımda olmalıydı :)

- 2000 yılında ‘’Yorgunum Anla’’ ile ülkemizi Eurovision Şarkı Yarışması’nda siz temsil ettiniz ve 10.luk ile geri döndünüz, gayet de güzel bir sonuçtu o süreç içinde bizim için. Türkiye finallerine dönecek olursak; yarışmaya nasıl katılmaya karar verdiniz, ve birinci olduğunuzu öğrendiğinizde neler hissettiniz?

- 2000 yılı Eurovision’u benim 3. Türkiye finalimdi. İlki 1996 senesinde Erdinç Tunç’tan gelen bir teklifle gerçekleşti. Tarkan Tüzmen ile birlikte bir düet yapmıştık. Şarkının adı “Var mısın Söyle” idi. Teklif gelmeden önce, bir falcı bana, bir grup olarak elimizde bayraklar olduğunu, ülkemizi bir ortamda temsil edeceğimizi söylemişti. Ardından da, çok yakında hayatıma birinin gireceğini ve o kişinin benim hayat arkadaşım olacağını söylemişti. Gerçekten de, o ilk yarışmada eşimle tanıştım ama ülkemizi temsil etme kehaneti 2 yarışma sonra gerçekleşti. Eşimin çok güzel bir bestesiydi ’’Yorgunum Anla’’. Amerika’da yaşadığımız dönemde bestelemişti, ben de sözlerini yazmıştım. Nakarat kısmı, bizi Türkiye’de bekleyen grup arkadaşımız Orkun Yazgan tarafından geldi. Şarkının A’larını ben yazmıştım. O da muazzam bir uyumla, nakaratlarını tamamladı. ''Yorgunum Anla'' tam bir sinerji eseriydi ve bizi Eurovision’a götüren şarkı oldu.  Birinci olduğumuzu duyduğum andaki ilk hislerim müthiş bir rahatlamaydı. 28 günlük bir anneydim ve çok ama çok yorgundum. İşimin gereğini yapıp, iyi yarışarak kazanmak ve ekibimi mahcup etmemek en büyük amacım olmuştu.

- Ki ilk kez ülkemiz Türkçe ve İngilizce bir şarkı ile sizle ve ekibinizle temsil edilmişti. Henüz çok yeni anne olmuştunuz ve bir söyleşinizde iki heyecanı da tam olarak yaşayamadım demişsiniz? Ama her şeye rağmen mutluluğu bir başka olsa gerek o sahnede olmanın. Siz neler hissetiniz, adınıza nasıl günlerdi.

- Evet gerçekten de, hayat boyunca karşılaşılacak en büyük iki sorumlulukla karşı karşıya kalmıştım. Yorgun ve ürkektim. Lohusalık dönemimi sürekli ağlayarak ve hem ruhen hem de fiziksel olarak kendime gelmeye çalışarak geçirdim. Eşim o dönemde en büyük destekçimdi. Elimi tutmasa kaçar giderdim herhalde, o kadar zavallı durumdaydım :) Ama çok çalıştım tabii. Hakan Aysev’den 1-2 defa ses eğitimi aldım. Diyaframımı toparlayabilmek için fiziksel egzersiz çalışmalarına katıldım. Yavrumu çok özleyip çok kokladım ama hep az geldi tabii. Çok zor ama çok heyecan verici bir dönemdi benim için. Grubumuz, Orkun, Orkun’un eşi İrem, Selim ve eşim Sühan sayesinde hep eğlenmeye, yaptığımız işin tadını çıkarmaya ve ilerde hatırlanası zamanlar geçirmeye çalıştık. Onlar beni hep el üstünde tutup mutlu ettiler sağolsunlar.

- Müziği bırakmadığınızı ve ara ara sahne aldığınızı hatta eşinizin de size sahnede eşlik ettiğini biliyoruz. Ama gelen tekliflere rağmen albüm yapmadınız geçtiğimiz günlere kadar ki doğru bir zaman mı vardı, doğru şartlar mı?  Ama bu süre içinde TV programları yaptınız öyle değil mi?

- TV programları 20 senedir var. Çok keyif alıyorum yaptığım işten. Yapımcılarım ilgili ilgisiz demeden benim her türlü formatta şarkı söylememe izin de verince, değmeyin keyfime.

Ucu, eni sonu paraya dayanan ve sizden anormal parasal beklentileri olan tekliflere hiçbir zaman sıcak bakmadık. İşin tadını kaçıracak ilişkiler, o naif, o yürekten gelen emeğe zarar verecek diye, benim ödümü patlatıyor vallahi :) Bu yüzden hep uzakça durduk, istediğimiz zaman yaptık her şeyi. Bizim için doğru zaman, artık herkesin kendi şirketini kurabilip, kendi istediği insanlarla çalışabildiği zamanmış demek ki. Kendi işimizi kurduk ve evet bu işin zor tarafları var ama sanatçının en mahreminde gizlenen cevherini, piyasa şartlarına uygun hale getirmek bahanesiyle seri üretim malına dönüştüren zihniyet canımızı yakıyor. Pazarlama klişelerinin gözden geçirilmesi ve bu camiaya daha saygılı olunması gerekiyor.

-  Ve ‘’Duyuyor musun’’ artık elimizde. ‘’Yorgunum Anla’’nın yepyeni bir düzenleme ile yer aldığı, yedi şarkıden ve iki remiksten oluşan çalışmanız Baha Müzik etiketi ile yayınlandı? Albümün süpervizörlüğünü Ömer Önder yapmış; bir şarkınızın sözlerini Ferhat Göçer yazmış; nasıl hazırlanıldı repertuar, nasıl bir stüdyo süreci yaşadınız?

- Çok uzun bir süreç yaşadık. Biraz ince eledik, sık dokuduk. Canımız bu aşamada da çok sıkıldı ama sabırla sonuca geldik. Tam bir doğum sancısıydı yaşadıklarımız. Allahtan, bebeğimiz eli yüzü düzgün, sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi :) Allah bahtını açık etsin :) Ömer Önder, Selen Servi her konuda çok yardımcı oldular. Yol göstericimiz oldular. Bu piyasada kimsenin kimseye yapmayacağı kadar çok ilgi, sevgi ve saygı gösterdiler. Selen en son vokalleri de yapıp, beni okuluna gönderen anne şefkatiyle piyasaya uğurladı :) Esra Başıbüyük, kostüm seçimi, imaj (saç rengim çok sükse yaptı) çalışması ve fotoğraf işlerini başarıyla üstlendi. Tayfun Çetinkaya fotoğraflarımı çekti. Bahar Kanık kostümlerimi dikti.

Kendimize ait besteler dışında, bir de Diyarbakır türkümüz var. Ben Diyarbakırlı olduğum için, bir vefa borcu olarak albümümde memleketimden bir türkünün yer almasını istedim. Sevgili arkadaşım Eylem Öden bana Bahçada Yeşil Çınar’ı önerince hemen caz formatında bir şarkıya dönüştürdük. Celal Güzelses’in seslendirdiği bu harika türkünün bendeki versiyonunu beğenirsiniz umarım.

- Albümün kartonetinde bir iç dökümü yapmışsınız, tüm sevdiklerinize bir teşekkür ile tamamlanmış yazınız ve sonuna eklemişsiniz: Albüm sizin eserinizdir, müteşekkirim. Peki bu eser henüz çok yeni ama nasıl karşılandı, bu kısa sürede gerek dostlarını gerek dinleyicileriniz taraından gelen yorumlar sizi nasıl mutlu etti?

- Çok çok mutlu ediyor. Dostlarım “El ne bilecek, biz bu albümü yıllardır özlemle bekliyorduk” diyorlar. Herkesin evinde, arabasında benim şarkılarım çalıyor. Gittikleri her yerde, sanki kendi albümleriymiş gibi gururla çalıp, şarkılarımı dinletiyorlarmış. Ben daha ne isteyeyim ki?

- Biz yıllar sonra sesinize kulak verdik, sizi duyduk ve bundan çok mutluyuz; peki ya bundan sonrası adına neler olacak. Bir klip çektiniz ki başka klipler düşünüyor musunuz? Mesela sizi sahnede dinlemek istesek bu şarkılarla, konserleriniz olacak mı önümüzdeki günlerde, özetle sizi ve bizi neler bekliyor bu albüm adına bundan sonra?

- Umarım, çok iyi tanıtımcılar ve çok iyi menajerler sayesinde inşallah artık hep birlikte olacağız. TRT Okul kanalında, TV programım devam edecek. Orada zaten hep ben ve sesim varız. İkinci klibi ‘’Kuşat Beni’’ için düşünüyoruz.

- Bir Eurovision takipçisi olarak sormadan geçmek istemiyorum ki çok merak ediyorum. Bir süredir yarışmaya TRT’nin seçtiği isimler doğrultusunda dahil oluyoruz ki Sertab Erener ile başladı bu yolculuk Can Bonomo ile devam etti? Peki bu ilk ve tek birinciliğimizi ve ülkemizin son temsilcisi şarkımızı siz nasıl buldunuz o soluğu yaşayan biri olarak?

- Sertap Erener’in birinciliği tamamen hakedilmiş bir birincilikti. Hala gurur duyarım o performanstan. Can Bonomo da bana göre son derece sevimli ve canayakındı ama İsveç kazanmak için yarıştı.

- Peki yarışma tarihinde size göre haklı bir birincilik dediğiniz isimler var mı böyle?  Dahil olan bir yarışmacı olarak en uzun soluklu bu müzik yarışmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir yanı ile çok eleştirilen bir yanı ile de bu kadar takipçisi olan bir müzik yarışması yok  çünkü.

- Bu tamamen afaki bir mesele. Çünkü zevki üzerine kurulu bir sistem Eurovision. Ülkelerin birbirlerine jestleri durumu, en iyi şarkıyı seçtikten sonra başlıyor bence. Ben bu yılki İsveç şarkısını  ilk dinlediğim anda beğendim ve birinciliğini bekledim. Ama Twitter’da pek çok kişi bu birinciliğe hiç anlam veremedi. İşte bu dünya üzerindeki milyonlarca insanın farklı zevklere sahip olmasıyla ilgili bir durum. Haklı birincilik, haksız birincilik diye bir şey yok.

- Müzik hayatınızın bir parçası ama son sorumuzda biz size hayatınızın diğer parçalarını sormak istiyoruz, diğer mutluluklarını, diğer size keyif veren tatlarını; nelerden vazgeçemezsiniz başka, neler sizin için çok özeldir hayatta?

- Eşim, çocuklarım, ailem, arkadaş sohbetlerim, bir bardak çayım, sessiz ve huzur dolu yalnız anlarım, akşam yemeğine ailemle birlikte oturup uzun, kahkahalı sohbet etmelerim, uykudan önce mutlaka kitap okumalarım, her sabah uyanıp bahçeye koşup, teker teker ağaçlarımıza, çiçeklerimize dakikalarca bakıp onları hissetmelerim, evdeki huzurum…

- Sizinle yeniden karşılaşmanın mutluluğu bir yana sizinle sohbet edebilme şansını bulduğumuz için çok mutluyuz; yeniden görüşmek üzere, çok teşekkürler, sevgiler.

- Ben teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

 

 

Yorgunum Anla - Eurovision 2000

 

Yorgunum Anla - 2012 Album Version

 

Pınar Ayhan Web Adresi

 

Söyleşi : Kadri Karahan / Temmuz 2012