müzik - hâl / Cenk - Sinem Yiğiter

- Sevgili Cenk ve Sinem … Sohbetimize sizi kısaca tanıyarak başlayabilir miyiz?

- Cenk Yiğiter: 1980 yılında memur bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Pek çok il gezdik, çocukluğum farklı şehirlerde geçti ve nihayetinde Ankara'ya yerleştik. Uzun süredir Ankara'da yaşıyorum. Ankara Hukuk'tan mezun oldum ve şu anda aynı fakültede Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalında araştırma görevlisi ve aynı zamanda doktora öğrencisiyim.

Sinem Yiğiter: Ben 1984 doğumluyum. Cenk'in dediği gibi işte, çocukluğumuzda gezdik durduk ve sonunda Ankara'da durduk. Ankara'da büyüdüm ve okudum. Şu anda ODTÜ biyoloji bölümünde ikinci sınıfta, derslerle boğuşuyorum.

- Ve müzik ile tanışıklığınız? O günlerden bugüne siz? İçinizdeki müziği, müziğinizi nasıl tarif edebilirsiniz?

- S.Y: Kendimi bildim bileli müzik var hayatimda, hep çağırdı beni kendisine, hatırlıyorum 4-5 yaşlarında büyük bir Sezen Aksu hayrani olmuştum, Ortaçgil'in Kızılok'un şarkılarıyla büyüdüm, şarkılar söylemeyi hep sevdim, bir enstrumanla ilk kez tanışmam ilkokul yıllarımda oldu, bi süre tuşlu calgılar eğitimi aldım, ortaokul yıllarımda flut girdi rüyama, müzik flüdün o büyülü, her seferinde gözlerimi dolduran sesiyle cağırıyordu şimdi de beni, o sıralar abim gitar çalıp kendi şarkılarını söylüyordu, ona özenip ondan gitar oğrenmeye basladım (hep onun gibi olmayı istemişimdir zaten)ve 15 yasimda ilk şarkımı besteledim; yeni yeni tanımaya basladiğim dunyayı anlatıyordu "Çocuk". Lise yıllarımda yıllarca beklediğim flüde kavuştum, o zamandan beri de flüt öğrenmeye çalışıyorum. İçime hayatı dolduran , duşlerimi, masallarımı çogaltan şeylerden müzik, umarım hep kocaman bir yer kaplar hayatımda..

C.Y: Benim müzikle tanışmam Sinem'e göre çok daha geç oldu. İşin aslı aile çevrelerinde Sinem'in müzikal yetenekleri, sesinin güzelliği hep övülürdü. Bense onu kıskanır ve onun yanında kendimi tam bir yeteneksiz gibi hissederdim. Pek de yetenekli değildim zaten. Pek çok müzisyenin doğuştan sahip olduğu yetileri zaman içerisinde çalışarak kazanmam gerekti bu yüzden. Müzikle tanışmam lise yıllarımı buldu. O yaşlar çoğumuzun yaşadığı gibi bir boşluk hissiyle dolu yaşlardır. İçimdeki kocaman enerji kütlesini nereye akıtacağımı bulamıyordum. Başka bir dünya özlemi bedenimi kasıp kavurmaya başlamıştı. İşte o zamanlarda müzik girdi hayatıma. Gitarı elime aldığım zaman uzun süre onu yerine koyamayacağımı anlamıştım. Bir süre klasik müzikle uğraştım, bir ara flemenkoyla. Sonra rock girdi hayatıma. 60'ların 70'lerin şarkılarıyla gelişti kulağım. Sonra blues ve cazı keşfettim. Bir süre sonra dinleyici olmak ve dinlediğim şarkıları çalmaya çalışmak yetmemeye başladı. Kendi şarkılarım olsun istedim. İlk beste denemem Özdemir Asaf'ın Kaldım adlı şiiriyle olmuştu. Pop rock bir besteydi, hala çalarım bazen kendi kendime. Evde yetenekli ve harika sesli bir müzik arkadaşımın olması da harika bir şanstı benim için. Daha sonra Sinem'le yakın bir tarzımız ve müzik algımız geliştikçe artık birlikte çalışacağımızı anladım. Ve ortaya Şubat Yolcusu çıktı. Sinem ve benden sonra Özhan katıldı aramıza, güzel arkadaşlığının yanısıra bas eksiğimizi kapattı. Kısa bir dönem Emin'le çalıştık. Davulumuzu çaldı, ilk konserimize onunla çıktık, onu tanımak ayrıca güzeldi. Bir konserimizde Pınar viyolasıyla eşlik etti bize, o dönem bir davulcumuz yoktu ve Eren bizi kırmayıp davulumuzu çaldı. Şimdi Cem ile çalışıyoruz. Dünyalar tatlısı bir insan ve gelecek vaadeden yetenekli bir davulcu. Önümüzdeki dönemde grubu genişletip yeni arkadaşları da aramıza katmak istiyoruz. Bir gitarist ve bir klavyeci katılsa en azından aramıza çok güzel olacak.

- Öncelikle bir tesadüf sonucu sizi tanıma fırsatı bulduğum bir demo çalışmanız var? Bu çalışmanızdan bahsetmek istersek biraz, bize neler diyebilirsiniz? Nasıl bir ortak çalışma ve nasıl bir yolculuk sizde Şubat?

- C.Y: Üniversite yıllarımda müzik çalışmalarımızı ve bestelerimizi zenginleştirmek adına bir bilisayarım olsun istedim. Sırf bu amaçla bir bilgisayar almak için bir yıl pazarlamacılık yaparak para kazandım. Kayıt için yeterli bir bilgisayar edindikten sonra Sinem'le kapanıp odaya kayıtlar yapmaya başladık. İlk başta amacımız kendi şarkılarımızı dinlemekten ibaretti; eksiklikleri görmek, şarkıları zenginleştirmek. Sonrasında şarkılarımızın ev kayıtlarını disklere yazıp arkadaşlarımızla paylaşmaya başladık. Bu harika bir tecrübeydi. Eve kapanıp bir şeyler yapıyorduk ama tüm bunların insanlarda nasıl yansımalar bulabileceğini ilişkin fikrimiz yoktu hiç. Güzel tepkiler aldıkça yeni şarkılar kaydettik. Arkadaşlarımıza yeni şarkıların eklendiği diskleri dağıttık. Bir süre sonra çok dar da olsa bir dinleyici kitlemiz olmuştu. Biliyorduk insanlar bazen bizim şarkılarımızı dinliyor, arkadaşlarına dinletiyordu, diskin kopyasını başka bir arkadaşına veriyordu. Sonra bizi hüç tanımayan insanların bir biçimde hayatına giriyordu şarkılarımız. Muhtemelen bizim en son demo derlemelerimizden biri de öylece ulaştı sizin elinize. Biz bir arkadaşımıza verdik o bir arkadaşına ve sonra bir başkasına derken internete oradan size.

- Peki bir beste nasıl doğuyor sizde? Birlikte iki kardeş olarak çalışmanın üzerinizdeki en olumlu eğer ki varsa da en olumsuz yanları ne?

- C.Y: Bestelerimiz en nihayetinde popüler müzik çalışmaları. Rock müzikten, folktan, blues ve cazdan hatta Türkçe popüler müziğinin seçkin örneklerinden, MFÖ'den Ortaçgil'den, Cem Karaca'dan belki aldıklarımız, kulağımıza ve zihnimize değenler bir biçimde bir yansıma bulup dışarı çıkıyor. Açıkçası çoğu poüler müzik çalışmasının bestelenme aşamasında olduğu gibi, üzerinde hesap kitap yapılmaksızın, partisyonlar üzerinde matematiksel hesaplar yapılmaksızın gelişiyor bir bestenin oluşturulması süreci. İşin aslı bir yöntemi dahi yok bunun, her bestenin kendine özgü bir öyküsü var. Ve en nihayetinde her beste bir evrim sürecinin sonunda çıkıyor ortaya. Kimi zaman kısa bir sürede olgunlaşıveriyor herşey, kimi zaman ilk başta çok güzel gözüken bir fikir sonrasında unutulup tamamen kayboluyor, bir eleme sürecinde yok olup gidiyor. Kimi zaman ise uzun bir sürece yayılıyor. Ufacık bir fikir büyüyor, sonra unutuluyor bir süreliğine, daha sonra güçlenmiş bir biçimde tekrar çıkıyor ortaya, sürekli değişiyor, farklılaşıyor. En sonunda bir gün bir bestenizin daha olduğunu anlıyorsunuz.

İki kardeş çalışmak ise bu süreci oldukça zenginleştiren bir etmen tabi ki. Her ne kadar beste çalışmalarımız bireysel olsa da fikir alışverişi, karşılıklı etkileşimimiz şarkılarımızın yaşadığı o büyüme aşamasında hayati rol oynuyor. Birlikte yaptığımız bestelerimiz de oldu. Sinem'in güzel bir çalışması vardı Yağmur adlı. Ancak sözlerinden pek memnun değildik, çok umutsuz gözüküyorlardı. Bir yıl sonra ben yeni sözler yazdım o şarkıya, sonra Sinem devam ettirdi sözleri. Sinem'in eklediği yeni sözleri ben yeni bir melodiyle şarkıya ikinci bir bölüm olarak ekledim. Tüm bunların sonunda en sevdiğimiz çalışmalarımızdan biri elimize doğuvermişti. Sonra çala çala büyüttük onu ve son halini aldı. Bir seferinde gitarımla oynarken bir müzikal fikir çıktı ortaya. Ama bir türlü bir melodi geliştiremedim, sözler çıkmadı ortaya. Sonra ilgilenmesi için Sinem'e emanet ettim bu bebek fikri. Bir süre sonra Sinem'in nefis melodileri ve sözleriyle bir beste olmuştu bile Deniz. Bu da en sevdiğimiz çalışmalarımızdan biri, bir konserde çaldık, çok güzel tepkiler aldık ama henüz kaydedemedik bu şarkıyı.

Ama Sinem gibi bir kardeşle çalışmak sadece bestenin ortaya çıkmasıyla, müziğin var edilmesiyle ilgili bir süreci anlatmaz benim için. İnsanın kardeşine duyduğu sevgiyi anlatması saçma bir şey belki. Ama şunu söylemeliyim sadece müzikte değil, hayata ilişkin söyleyeceğim her şeyin ardında Sinem'e ilişkin bir yön vardır benim için. Birlikte büyürken çok şey paylaştık ve kimi zaman fark ediyorum ki sandığımızdan çok daha fazla şey öğrettik birbirimize. Birbirimize birer hayat borçlu olduğumuzu düşünürüm hep, ben bu hayatı, bu bedeni taşırken aynı zamanda Sinem için de yapıyorum bunu.

S.Y: Hayatta bir çok konuda olduğu gibi müzikte de ondan öğrendim birçok şeyi, mesela şarkılarla kocaman umutlar edinmeyi, direnmeyi, yaşama en yakın yerlerden biri benim icin müzik ve biz orda yanyana aynı dünyanın, başka türlü bir yasamın hayalini kuruyoruz ; aynı düş için rüzgarlara söylediğimiz şarkılar..

- Ve Cemal Süreya, Attila İlhan, Ataol Behramoğlu gibi ünlü şairlerin şiirleri, sizin notalarınız ile de farklı bir hayat bulmuş kendine? Bu anlamda sormak istiyorum nasıldır aranız şiirle? Nasıl bir hassasiyetlik istiyor bu şiirler bestelerinizde ve siz, şiirlerin bestelenmesi hakkında neler düşünüyorsunuz üstüne?

- C.Y: Şiir müziğin ayrılmaz bir parçası. Şiire gözü değmemiş bir insanın müzikle herhangi bir düzeyde ilişki kurabileceğini düşünmüyorum. Bir insan müziğe (hatta sadece müzik değil sanatın herhangi bir dalı için söyleyebiliriz bunu) bir biçimde dokunmak istiyorsa şiirle sağlam bir ilişkisi olmalı. Attila İlhan bir dönem yoğun bir biçimde takip ettiğim bir şairdi. Bir düşünür olarak Attila İlhan'la barışık olmak zordur belki ama bir şair olarak Attila İlhan Türkiye'de yaşayan herkesin hayatının derinliklerine bir biçimde nüfuz etmiştir. Attila İlhan'ın Şubat Yolcusu adlı şiiri ilk bestelerimdendi benim. Sonra Sinem'in de katkılarıyla uzun zamanda gelişti, ilk ev kaydımızı bu şarkıyla yaptık ve grubumuza adını verdi. Cemal Süreya hakkında bir şeyler söylemek gerçekten zor. Benim için çok önemli bir şair. Sadece tek bir şiirini besteleyebildik. Çok daha fazla şiirini besteleyebilmeyi isterdim. Behramoğlu özellikle takip ettiğim bir şair olmasa da, “Bu aşk burada biter” adlı şiirini besteldim. O şiir hayatımın bir döneminde, bir aşk acısı yaşadığım bir dönemde yakınlarımda durmuştu hep. Aslında Kumdan Kaleler daha önce bestelemişti bu şiiri. Ama benim hissetiklerimin yakınından uzağından geçmiyordu bu beste. Ben de başka bir biçimde kendimce besteledim ve Sinem'le kaydettik. Müzik aynı zamanda bir günce işlevi de görüyor işte. Bu şarkıyı ne zaman söylesem veya dinlesem o günler ve o günlerin bıraktıkları bir biçimde canlıyor yeniden. Bir şarkı herşeyden önce kendini hatırlatıyor insana, kendi geçmişini, nereden geldiğini belgeliyor.

- Müzik adına bundan sonraki hedeflerinizi öğrenebilir miyiz? Örneğin bu demo çalışmanızın daha geniş kitlelere de ulaşması adına, bundan sonra ne gibi bir hareketlilik olacak dünyanızda? Hani özetle, bir albüm projesi kafanızda ne şekilde şekillenmekte?

- S.Y: Müzik adına neler yapacağımıza ilişkin belirgin bir takvim yok elimizde. Bir etkinlik kapsamında bir konsere çağrılırsak, hemen toparlanıp hazırlanıyor ve sahneye çıkıyoruz. Demo çalışmamızı bir kaç müzik şirketine gönderdik. Bizimle çalışmak isteyecek bir prodüktör çıkarsa elbette bunu yapmayı çok isteriz. Şarkılarımızı çok daha geniş bir kitleyle paylaşabilme düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor. Ama herhangi bir acelemiz de yok.

C.Y: Ben de çok ama çok isterim bir albümümüz olmasını. Ancak biraz karamsarım albüm konusunda. Günümüz müziği daha çok tektipleşmiş bir eğlence sektörüne hizmet eder durumda. Kolay kolay farklı projelere, değişik seslere yatırım yapmayı göze alan yok. Uzun sözün kısası yaptığımız müzik çok satacak bir müzik değil. Bu yüzden herhangi bir prodüksiyon şirketinin kısa vadede bizimle çalışacağı ihtimalini görmüyorum. Ama kitlelerle buluşmanın tek yolu piyasaya bir albüm sürmekten ibaret değil. İnternet bunun bazı olanaklarını sunuyor, sizin sitenizin sunduğu gibi. Teknoloji giderek ucuzluyor ve daha büyük bir insan kitlesinin teknolojiye ulaşması mümkün hale geliyor. Bugün vasat bir bilgisayar ve bir kaç ucuz ekipmanla amatör ve güzel pek çok iş çıkarmak mümkün. Bunlar kalite anlamında şimdilik milyon dolarlık stüdyolarla, fabrikalaşmış müzik endüstrileriyle yarışamazsa da aradaki fark hızla kapanıyor gibi gözüküyor. Aynı zamanda değişik etkinliklerle, konserlerle de kitlelerle buluşma imkanı olabiliyor. Bu yolla belki bir dinleyici kitlesiyle sıkı ve devamlı bir ilişki kurmak çok zor ama imkansız değil, bunu başaran pek çok grup var. Aklıma Kara Güneş geldi mesela. Önümüzdeki yıl BarışaRock orginazasyonuna katılmayı düşünüyoruz. Bu hem kitlelerle buluşmanın harika bir imkanı hem de yaptığımız müziği anlamlı kılmanın bir yolu. Biz hiçbir şey olmasa bile yeni şarkılar yazmaya ve bunları kaydederek insanlarla paylaşmaya devam edeceğiz. Bugüne kadar ki ev kayıtlarımızda Sinem ve ben yer aldık sadece. Belki ileride Özhan'ın bas çaldığı ve Cem'in davulunun olduğu ve başka arkadaşların da katıldığı kayıtlar da yapma imkanımız olur. O zaman çok daha zevkli bir hal alır bu iş.

- Kuşkusuz tarzın ve çizginin kendini başarı ile gösterdiği bir noktada müziğiniz ki; söyleşimizin sonunda çalışmalarını dinleme ve tanıma fırsatı bulacak okuyucularımız. Siz kimleri dinliyor ve başarılı buluyorsunuz müzik dünyasında, günümüz müziğini ve dinleyicisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- S.Y: Ben biraz önce de bahsettiğim gibi Sezen Aksu'yla Fikret Kızılok'la ve Bülent Ortaçgil'le büyüdüm. Rock gruplarından Led Zeppelin'i çok sevdim. Uzunca bir dönem arada başka hiçbir şey dinlemeksizin Led Zeppelin albümlerini dinlediğimi hatırlıyorum mesela. Joan Baez da çok önemli bir yer tutmuştur müzik hayatımda. Günümüz müziğinin iyi bir takipçisi değilim, ama saymaya gerek var mı bilmiyorum ama Ortaçgil, Ezginin Günlüğü, Yeni Türkü zevkle ve öğrenerek dinlemeye devam ettiklerimden.

C.Y: Ben bir dinleyici olarak çok eskilerde kaldım. Dinlediğim en yeni rock grubu Pink Floyd'dur örneğin. Led Zeppelin, Ortaçgil, Kızılok, Joan Baez, Bob Dylan Sinem'le ortak beslendiğimiz yerlerden bazıları. Blues ve Klasik Caz dinlemekten hiç vazgeçmediğim ve hala keşfetmeye devam ettiğim müzikler. Günümüz müziğiyle benim de çok uzaktan bir ilişkim var. Çok kaliteli çalışmalar geliyor tabi kulağımıza, ama daha çok amatör ruhlu çalışmalar çekiyor ilgimi, bunların bazıları bizim gibi kendi kayıtları dar imkanlarıyla yapan gruplar ve kişiler. Bunları saymak istemiyorum, çünkü unutulmuş isimler veya henüz duyama fırsatı bulamadığımız çalışmalara haksızlık etmekten korkuyorum. Ancak şu bir gerçek ki müziğin hızla endüstrileşmesi ve sadece eğlence kültürüne indirgenmesi ve onun eleştirel, dönüştürücü, protest, devrimci yönünü her geçen gün kaybettiğini görmek üzücü. Ama herşey bundan ibaret değil hiç şüphesiz. Hala birileri müzik yapmaya, kendi hikayesini ve özlemlerini müzikle anlatmaya devam ediyor. Bu insanlar, bazı şartlar her geçen gün zorlaşsa da bir yerden su yüzüne çıkmanın fırsatını buluyorlar elbet. Bu konuda her ne kadar karamsar bir tablo görsem de umudumu henüz yitirmek niyetinde değilim.

- Her konuğuma sorduğum sorularımdan birisidir şimdi ekleyeceğim? Müzikle uğraşan amatör gençlerimize, bu işin içinden birileri olarak ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

- C.Y: Amatör bir müzisyen olarak onlara söyleyebileceğim en önemli şey şu belki de: Öncelikle şunu bilmek lazım, herkes kendi öyküsünü kendisi yazar ve kimseninki kimseye benzemez. Ama yine de şunu eklemeden geçemeyeceğim, kendini çok yönüyle geliştirmeyen bir insanın iyi bir müzisyen olma ihtimali yok. Başarılı bir müzisyen olmakla iyi bir müzisyen kesinlikle farklı şeyler tabi, başarılı bir insan olmakla iyi bir insan olmanın farklı olduğu gibi. Belki çok iyi bir gitaristsinizdir, saniyede bilmem kaç notayı hatasız basmaktasınızdır, ama bu sizi sadece bir gitar virtiözü, başarılı bir tekniker yapar ama iyi bir müzisyen değil. Evet günde sekiz saat evinize kapanıp gitar etütleri yapıp sonunda harika bir gitarist olursunuz ama bu sırada hayattan kaçıracağınız çok şey olacaktır. Belki çok hızlı gitar çalarsınız ama bu kaçırdıklarınız sizin bir müzisyen, bir sanatçı olmanızı hatta iyi bir insan olmanızı engelleyecektir. O yüzden bir şeyleri çok iyi yapmak uğruna hayatı ıskalamayan derim ben yeni başlayanlara. Bir profesyonele dönüşmek uğruna, tek yönlü bir gelişimi, bir yanı makine düzeyinde uzmanlaşmışken diğer yanları sakat kalmış, gelişmemiş bir insan olmayı seçmeyin. Hayat çok karmaşık bir şey ve onu olabildiğince kavramaya ve yaşamaya çalışın. Sonrasında ne kalıyorsa elinizde o müziğinize yansıyacaktır, hemen bugün olmasa bile yarın.

- Örneğin sevgili Cenk, sizin müzik dışında fotoğraf sanatı ile de ilgilendiğinizi biliyorum? Böylesi içinde ve renginde olmak sanatın size ne gibi duygular yaşatıyor? Bilmediğimiz her ikinizin de farklı uğraşları ve ilgi alanları var mı böyle?

- C.Y: Aslında fotoğraf işine de birlikte başladık sayılır Sinem'le. O analog bir makineyle çekim yapıyor, eski kafalı ama sağlam bir fotoğrafçı olma yolunda. Ben daha çok dijital teknolojiyle ilgiliyim. Bunun üzerinden kapışıp duruyoruz, negatif filmler mi yoksa dijital ortamlar mı diye. Fotoğraf çok yeni bir uğraş tabi. Ben hep görsel zekamın çok kötü olduğunu düşünmüşümdür. Benim için bunu geliştirmenin bir yolu aynı zamanda. Dünyaya bakmanın, dünyayı görmeninin yeni ve güzel bir yolu. Pek tabi ki yeni heyecanlar, yeni ufuklar giriyor ve girmeye devam edecek hayatımıza. Sanat dediğimiz şey şu sonsuz hayatı ucundan kıyısından öğrenmenin ve belki de değiştirebilmenin küçük bir yolu değil mi sadece. Biz hayat hakkında bir şeyleri öğrenirken hayat bizden çok daha hızlı bir biçimde değişiveriyor. Bize düşen ise ona olabildiğince tutunmaya çalışmak ve hayatı ve yaşadığımız dünyayı daha insani kılabilmek için çabalamak.

-Söyleşimizin sonunda ben size çok teşekkür etmek ve başarılarınızın devamını dilemek istiyorum. Yolunuz açık olsun hep.

- C.Y: İlgin ve emeğin için biz teşekkür ederiz Kadri, görüşmek üzere.

S.Y: Teşekkürler, görüşmek üzere.

 

Cenk ve Sinem Yiğiter şarkılarını download edip dinlemek için Tıklayınız ...

Söyleşi : Kadri Karahan Eylül 2005