Bir
Şair ... Bir Dünya ... / Funda Bilgili
- ''İmzamı Bıraktım Tenimde'' isimli ilk kitabınız yakın bir zaman öncesinde yayınlandı ama kaleminiz ile nicedir çeşitli dergilerde ve internet ortamında buluşuyorduk bizler. Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Yazmak sizde ne zamandır bir aşk, nasıl başladı ve nasıl beslendi?
- Yaşamdan koparabileceği tüm güzellikleri koparmaya çalışan; bu anlamdaki çabalarını son zamanlarda yoğunlaştıran bir kadın Funda Bilgili. Duyguların yoğunluğu üzerinde kaymayı seven, farkındalıkları yüksek, gözlemleyen hep gözlemleyen, kimi zaman seyirci kimi zaman oyunun tam ortasında bir oyuncu. Son zamanlarda yazmanın yanına, 13 yaşında tanıştığı mikrofona duyduğu aşkı da koydu. Seslendirme, spikerlik derken kelimeler ve seslerle seviştiği yoğun fakat bir o kadar da keyifli bir dünyada yaşıyor. Yedi tepeli şehri keşfetmeye çalışıyor olabildiğince.
Yaşam kalpse yazmak ana damar onu besleyen. Farkına bile varmadan sızmıştı sanırım ruhuma. Kendimi keşfederken, eş zamanlı bir şekilde yazabildiğimi de fark ettim. Herkes yazabilir. Bunun tadını alan bir insanın ise vazgeçmesi olanaksızdır diye düşünüyorum. Bazen kaçış, bazen hesaplaşma, bazen rahatlama, bazen kendini keşfetme. O kadar çok anlamı var ki yazmanın. Öncelikle kendim için yazmaya başladım. Çünkü rahatlamamı sağlıyordu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yarışmalar için, yazabildiğimi gösterebilmek adına da yazdım belki. Aşk değince yüreğime kelimeler başkalaştı, anlamlar değişti. Sonra yaşamın yoğun koşuşturmacasında ihmal ettim bir dönem yazmayı. Yeniden başladığımda ise; korkunç bir zevk aldığımı duyumsadım. Yazdım, yazdım, yazdım. Bu süreç yaklaşık 6 yıl önce başladı diyebilirim. Son 6 yıldır yazmadan nefes alamıyorum. Çok tıkandığım, kısırlaştığım, üretemediğim dönemler yaşadım. Bir daha yazamamak korkusu paniklememe yol açtı. Bu anlamda artık daha rahatım. Biliyorum ki; ruhun da kendince dinlenme molaları var. Belki kaçışları. Kaçışlar bazen en iyi ürünleri ortaya koymanızı sağlarken, bazen yazmaktan bile vazgeçirebilecek kadar keskin uçlu olabiliyor.
Yazmayı, yazabilmeyi besleyen ana besinin okumak olduğuna inanıyorum. Okumak yepyeni ufuklar açıyor önünüzde. Belki empati yeteneğini geliştirme yoluyla sağlıyor bunu. Gözlemlemek de çok önemli. İnsanların duyguları üzerine duyarlı olabilmek yazmak adına bir avantaj sağlıyor yazana. Zaten bir süre sonra yaşamımızda öyle kocaman bir yer kaplıyor ki yazmak artık nasıl ve hangi koşullarda yazdığımızı fark etmeden yazmak ve sadece yazmak üzerine bir yaşam kuruyoruz. Bazen yazmak için yaşadığımı düşünüyorum yaşadıklarımı …
- Bu ilk kitabınız nasıl bir hazırlık sürecinden sonra okurlar ile buluştu? Nasıl bir denemeler bütünü? Bu kitabın hazırlık sürecini dinleyebilir miyiz sizden?
- Yazdıklarımı internet üzerinden paylaşmaya başlayınca bir okuyucu kitlesi oluştu. Dost dediğim insanları kattı yaşamıma yazmak. Pek çok şey öğrendim. Hatalarımı gördüm. Başkalarında gördüğüm hatalar sayesinde aynı hataları yapmamayı öğrendim. Süreç; bir süre sonra kitap fikrini sorgulamama yol açtı. Pek çok okurum; ısrarla kitabımı raflarda görüp almak istediklerini, nette okumak değil başuçlarına koydukları bir kitapta istediği zaman istediği deneme veya şiirimi okumak istediklerini söyledi. İlk başlarda şiirde yoğunlaşmışken sonraları denemede kendimi daha iyi ifade ettiğimi fark ettim. İki farklı dosya hazırladım. Biri şiir, biri deneme. Öncelik denemede olsun istedim. Dosyamı yayınevlerine gönderme aşaması başladı. Artshop Yayıncılık'tan olumlu cevap aldıktan sonra da Eylül 2007'de raflarda ve internet kitabevlerinde yerini aldı kitabım.
- Peki ya yayınlandıktan sonra nasıl tepkiler aldı okurlardan, ne gibi yorumlar aldınız.
- Çok fazla kitap okunmayan bir ülkede, üstelik de ilk kitabınızı çıkarıyorsanız korkmamanız mümkün değil. İnternet okurlarım kesinlikle çok sadık çıktı. Şu anda satışların iyi gittiğini biliyorum. Hatta yurtdışından okurlarım olduğunu bile öğrenmiş oldum kitabım çıktıktan sonra. Amerika'dan gelecek bir okurumla buluşacağım önümüzdeki hafta. Yaşamımda aldığım en büyük hazlardan biri okurlarımın yorumları. Aşk'ı anlatan bu kitapla, pek çok okurun aşk tanımları örtüştü. Beni anlatmışsınız diyen bir yığın mail aldım. Ortak bir yerlerde buluştuğumuzu bilmek anlamlı. İki gün önce bir okurumun gönderdiği mesajsa beni inanılmaz mutlu etti. Sezen Aksu hayranlığımı beni tanıyanlar çok iyi bilir. Taptığım, hakkında yazılar yazdığım, aşkı nasıl böyle anlattığına bir türlü akıl sır erdiremediğimdir o muhteşem kadın. Bir tek onun şarkılarında hissedebilirim aşkın tüm kesitlerini. Okurum bana Sezen Aksu'nun şarkıları, Funda Bilgili'nin yazılarında hissedebiliyorum sadece aşkı, onlar beni anlatan; benden bir adım önce yaşayıp yaşacaklarımı dile getiren kadınlar demiş… Ben kendimi oralarda görmesem de; çok değerli bir okurumun gözünde böyle bir yere ulaşabilmek inanılmaz gurur verdi.
- ''Aşkı tanıyan bir kadın, asla aşktan azına razı olmaz…'' Arka kapağında yer alan bir yazıdan bu alıntıda da anlaşılıyor ki aşk bu kitabın acısı ile tatlısı ile teması. Aşkı bir kadın nasıl yaşar, bir kadın kaleminde aşk peki nasıl yaşar, nedir aşka dair özetiniz, anlatmak istenenlerde peki hep az mıdır aşkta?
- Aşk; aslında belki yaşamın ana teması. Ben aşkın olmadığı bir dünya, aşkın olmadığı bir yaşam düşünemiyorum. Herkesin aşk tanımı farklıdır. Hatta ben iddia ediyorum ki; aynı insanın bile aşk tanımı zaman içinde farklılaşabilir. Bize bizi anlatan, bize bizi öğreten bir kavram çünkü aşk. Kendimizi keşfediyoruz bu dipsiz kuyuya düştüğümüzde. Dipte mi kalacağız, çıkacak mıyız, çıkarken hangi yolu kullanacağız? Yaptığımız her şey, bizi biz yapan öğelerin anlatımı.
Aşkın hesapsızlığına inanan bir kadınım ben. Kurallarla, tanımlarla, yasaklarla aşkı şekillendiremeyiz. Efendisi o duyguların. İstediği zaman geliyor, istediği kadar kalıyor ve istediği zaman da gidiyor. Taktiklerle bu gidişi değiştirmek mümkün değil. Aşkta acı var ve olmalı. Ben bu acıdan inanılmaz haz duyuyorum. Sıradanlığın güçlü zincirini kırmayı başarabilen bir güç çünkü. Sürekli mutlu olunan bir aşkın bir süre sonra sıkıcı olacağına inanıyorum. Hüzün, merak, melankoli besliyor aşkı. Yaşadıklarımla, gözlemlediklerimle, dinlediklerimle aşkın farklı uçlarına dokunuyor ama bütünlemeye çalışmıyorum. Dağınık kalmalı çünkü. Aşk tanımlanmazlıktır bana göre! Evrim süreci hiç tamamlanmayan, tanımsız bir kavram. Yaşadıkça, yaşattıkça kelimelerimize sızan. Ve azdır, evet hep azdır aşkta anlatabildiklerimiz… Sığmıyor çünkü bilinenlere aşk…
- Bir yandan bu yolculuk sürerken bir yandan da bazı mesajların dikkat çektiğini görüyorum yazılarınızda ama bu mesajların sunumunda tanıdık davranmıyorsunuz ve açılımı okura bırakıyorsunuz? Size göre ne kadar doğru başarıyoruz aşık olmayı, nerelerde hata yapıyoruz, hangi yanını en güzel şekilde başarıyoruz.
- Açılımı okura bırakmamın nedeni; onu özgür bırakmak. Çünkü az önce de değindiğim gibi, ben aşkta klasik anlamda tanımlama ve mesajlara karşıyım. Herkes kendi yaşadıklarından yola çıkarak değerlendirebilir yazdıklarımı. Benzer duygularda bazen ortak paydalarda da buluşabiliriz. Ama bu demek değildir ki; ben bu anlamda bir otoriteyim ya da çok bilgiliyim. Ben kendi yaşadıklarımdan öğrendiklerimi yansıtıyorum. Okur dilediği gibi algılamakta ya da dilediği mesajı almakta özgür!
Aşk kavramının içinin boşaltıldığını düşünüyorum çoğumuz tarafından. Tensel çekimi aşk sanmak bir yanılsama. Aşkın sadece bir kez başımıza geleceği fikrine kişisel olarak katılmamakla birlikte; her gün de yeni birine aşık olmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Aşk gibi çok özel bir duyguyu; bir öğretiymiş gibi yaşamaya kalkmakla hata yapıyoruz bence. “Onu kendinize nasıl aşık edersiniz, nasıl köleniz haline getirirsiniz, bitirmek istiyorsanız nasıl bitirirsiniz “ gibi kurallı yazılarla çok hırpatıldığını ve incitildiğini düşünüyorum aşkın. Başkaları sizin adınıza sizin aşkı nasıl yaşayacağınıza karar veremez ve vermemeli. Bir de kırmadan ve kırılmadan bitirebilmek aşkı… İşte burada ne yazık ki çok hatalar yapıyoruz ve ağır bedeller ödüyoruz. Kim bilir belki de kendimizi en iyi tanıma yolu bir aşkı bitirebilme biçimimiz…
- Bu güzel denemelerin yanında şiir de sizin hayata eşlik ettiğiniz. Şiir ile deneme arasında nasıl ince bir çizgidesiniz, birinden birinde daha bir adım önde ya da geride olduğunuz, durduğunuz oluyor mu? Şiir nasıl bir dünya, şair olmak nasıl bir yaşam içinde?
- Şiir aslında duygularımı ifade etmemdeki ilk araçtı. Babam çok iyi şiir yazar. Çocukluğumda, dolmakalemle ve el yazısıyla yazılmış ünlü şairlerin şiirleri ve babamın şiirlerinin harmanlandığı çok özel defterlerle aşina oldum yazmaya. Deneme yazmaya şiirden çok sonra başladım. İlginçtir ki; şiirde kafiye ve ölçüye taraftar değilken, denemelerimde şiirsel bir dil kullanıyorum. Bu kendiliğinden gelişti. Hatta kitabımın tanıtımının yapıldığı bir dergide, deneme kitabı olmasına rağmen özellikle şiir yazmak isteyenlere tavsiye edilmişti. Kendimi denemede daha rahat buluyorum. Şiir okumayı çok seviyorum, çünkü kocaman dünyaları birkaç kelimeye sığdırmayı başaran bir düş dünyası şiir. Şair olmak ise; naiflik, kırılganlık, incelik katıyor yaşamıma…
- Ben okuduğum şiirlerinizde yeri geldi çocuk bir siz gördüm, aşk hep vardı ama yeri geldi bir anneye adanan sözcükler çaldı kapımı, bir şehir vardı hep İzmir'di sanki, Ege rengi dizelerin maviliğiydi uzanan … Siz şiirlerde nasıl yaşamayı sevdiniz? Siz ve şiirleriniz peki onları ne zaman bir kitapta okuyacağız?
- Şiir yaşam. Yaşamsa içinde her şeyi barındıran büyük bir mecra. Ama o içimdeki küçük kızın gözüyle görebildiğim ölçüde başarabiliyorum belki anlatabilmeyi. O var oldukça sanki içimdeki çocuksu umut da koruyor varlığını. Son nefese kadar ondan vazgeçmeye hiç niyetim yok!
İzmir… Aşık olduğum şehir. Denemeler, şiirler yazdığım… Farklı şehir ve ülkelerde yaşadım şimdiye dek. Ama her gittiğim yere İzmir'den bir parça götürdüm. Her nereye gidersem gideyim, İzmir'de bir parçamı bıraktım. Gerçekten nefes alabildiğim, ciğerlerime havanın dolduğunu hissedebildiğim tek yer… Aslında İzmir bir şehir değil, bir yaşam biçimi. Başka herhangi bir yerle kıyaslamayı başarabileceğimi sanmıyorum. O benim aşkım, aşığım… Yerine başka bir yeri koyamadığım, doyamadığım… Kariyer nedeniyle başka bir şehirde soluklanıyor olsam da, ruhumun ait olduğu yer…
Şiir özgürlük benim için. Sınırsızlık. Şiir dosyam hazır ancak deneme kitabımın üzerinden biraz zaman geçmesini bekliyorum. Seslendirme deneyimimi de kullanarak, kendi şiirlerimi okuduğum bir cd ile birlikte çıkarmayı planlıyorum şiir kitabımı. Keyifli şeyler var aklımda bu kitap ile ilgili. Ancak; o da yaşamda sırasının gelmesini bekliyor…
- Şiirden konuşmuşken bir çalışmanızı bizimle burada paylaşabilir misiniz?
ZAMANI KAYBEDEN KADIN
Zaman durdu
Keskin bir bıçağın
Sivri ucuyla kanatırcasına
Saplandı yitik etime,
Bir ceviz kabuğu
Nasıl sallanırsa
Deli bir denizin dalgalarında
Öyle savruldum
Zamanın olmadığı bir zamanda
Zamansız ayrılığına...
Durdu zaman
Artık ne umudun tatlı sağanağı
Islandığım,
Ne de ince sızısı ızdırabın...
Durdururken zamanı gidişinde
Duygularımı da dondurdun...
Kordonboyunda ürkek adımlarım
Sana çıkmıyor ki sokaklar...
Vapurda martılarla dertleşmiyorum
Köpüren dalgalarla dost
Tenimi yakan güneşle sırdaş
O l a m ı y o r u m...
Eksiğim ben
Zaman yok...
Ayrıksı bir çiçeğim artık
Rengi olmayan
Kokusu yabanıl
Yitirince zamanı
Tarlanın birinde unutuldum
Gözpınarlarımdan yapraklar dökülüyor
Bilmiyorum günde kaç tane
Zaman kayıp...
Şarap kadehlerinde kayboluyorum
Unutmuşum çok iyi bildiğim yüzmeyi
Boğuluyorum...
Elinin değdiği kadehi
Hatırlamaya çalışıyorum
Olmuyor...
Zamanla beraber
Dünler de kayıp...
Öpmelere doyamadığın
Dudaklarımı arıyorum aynalarda
Hoyratlığım dikiliyor karşıma
Kanatıyorum acı bir hazla...
Sana uzanmıyorsa
Damlayan kan olsun ucunda...
Kırmızıya bulanıyor acım
Kör bir karanlıkta
Gece miydi gündüz müydü
Bilmiyorum
Zamanı da götürdün sen yanında...
Kavgalardayım kendimle
Bir yabancıyı yargılar gibi
Suçlar yüklüyorum
İdam ağır geliyor
Müebbet diyorum cezama
Sonra
Zamansızlığım geliyor aklıma
O an dar geliyor bildiklerim,
Zamanın olmadığı bir ceza biçiyorum
Bu hırçın kadına
Geçmişsizliğe ve geleceksizliğe mahkum ediyorum
Usulca...
- Biz aslında sizinle çeşitli dergilerde ve internet üzerinde hep karşılaştık ve çalışmalarınızı paylaştık? Öncelikle gerek basılı gerek web ortamını ve buralarda bulunmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Size ve hayatınıza nasıl eşlik ediyor?
- Yazdıklarımı paylaşmaya başladıktan sonra, internet hayatımda önemli bir yer kaplamaya başladı. İnternet sayesinde pek çok okura ulaştım. Bunu yadsımak nankörlük olur. Ancak bir süre sonra dezavantajlarını da yaşamaya başladım. Bu pek çoğumuzun başına gelen kaçınılmaz bir sonuç sanıyorum. Yazılarım çalındı. Tesadüfi olarak birkaç yerde buldum. Bunu yapanlardan ulaşabildiklerim de oldu, ulaşamadıklarım da. Yazıp internet üzerinde paylaştığınız yazılarınızı sahiplenmeniz güç oluyor. Siz farkına bile varmadan, bir de bakıyorsunuz tesadüfen bir sitede altında başka birinin imzasıyla karşınıza çıkıveriyor şiiriniz ya da denemeniz. Yazmak ciddi bir emek işi. Bu kadar emek harcadığınız bir işi başkasının sahiplenmesi sinir bozucu elbette. Aslında; yazdıklarımı kitap haline getirme isteğimi körükleyen nedenlerden biri de buydu. Ama bir kez girdiniz mi internet dünyasına kolayca kopamıyorsunuz. Son yazdıklarımı paylaşmama kararı almışken; sürekli okurlarımın olduğu bir sitede, okurlarımdan öyle tatlı baskılar gördüm ki, dayanamadım. Yine ekledim birkaç yazı. Acısıyla, tatlısıyla; doğrusuyla yanlışıyla yaşamımın içinde büyücek bir yer kaplıyor şu anda internet.
- Siz bugüne kadar kimleri okudunuz, kimler eşlik etti edebiyat dünyanıza? Ya bugünün kalemleri içinde yerini ayrı tuttuğunuz, inandığınız isimler var mı?
Yazmayı besleyen en büyük kaynağın okumak olduğunu düşündüğüm için, yazarlar ve kitaplar hayatımın vazgeçilmezleri oldular her zaman. Okuduğum her yeni kitap ve yazarı yeni anlamlar katıyorlar tanımlarıma. Ahmet Altan, İnci Aral, Maeve Binchy, Attila İlhan, İnci Aral ilk aklıma gelen isimler keyifle okuduklarımdan.
Bugünün kalemleri içinde okumaktan çok haz duyduğum pek çok yazar ve şair var. Ancak; beni ağlatabilen Pelin Onay'ı ayrı bir yere koyuyorum. Hüzün yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Pelin'i okurken, onunla birlikte yaşayabiliyorum yaşadıklarını. Dostluğu kadar kalemi de etkileyici…
- Son olarak günlük hayatta nasıl bir portre var karşımızda. Kalemin sustuğu yerde neyi yaşamayı seviyorsunuz, nerelerde olmaktan büyük haz alıyor, diğer sanat dalları ile nasıl bir ilişki yaşıyorsunuz? Hayalleriniz neler ve en çok özlem duyduklarınız mesela?
- Az önce hüzün yazmaktan ne kadar keyif aldığımı anlatmıştım. Beni sadece net üzerinden tanıyıp, ilk kez karşılaşan insanlar küçük bir şok yaşıyorlar. Çünkü; çok pozitif, hayata sıkı sıkıya bağlı, yaşadığı her andan zevk almasını bilen bir insanım. Acıyı anlatmayı sevince, sürekli acı içinde bir insan bekleniyor sanırım. Bu ironik bir görüntü oluşturuyor. Gözlerinin içi gülen ancak yazdıklarında ağlayan ve ağlatan bir kadın. Yaşamla oyun oynamayı seviyorum ben. Bir de her ne yaşarsam yaşayım, dibine kadar, uç noktalarında yaşamayı seviyorum. Sevinçse, evet göklere uçabilmeli bütün delilikleri yapabilmeliyim. Ama hüzünse yaşadığım, en dibe vurup, orada içime kapanıp, acımı kendimi acıta acıta yaşayabilmeliyim. Yoğun yaşamayı seviyorum her duyguyu.
Hayallerim… Bu güne kadar ertelemek ya da yoğunluğunu azaltmak zorunda kaldığım seslendirme ile daha fazla içli dışlı olmak… İşler yolunda gidiyor ve umarım daha da yoluna girecek. Romanım… Araştırma kısmını bitirdikten sonra, Midilli yolculuğum ve ardından yazmak, yazmak, yazmak…
- Bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim ve kaleminizin hiç tükenmemesini dilerim.
- Farklı tarzından etkilenerek beğeni ile okuduğum Sevgili Kadri Karahan'ın sitesinde böyle bir paylaşımda var olabilmek kendi adıma inanılmaz keyif vericiydi. Kalemlerimiz, olanca içtenliğiyle yaşama dokunmaya devam etsin! Sevgiler…