Bir Şair ... Bir Dünya ... / Seyfullah Fatih

 

Sohbetimize seni kısaca tanıyarak başlayabilir miyiz sevgili Seyfullah?

- 19 Ekim 1970'de İzmir / Tire'de doğdum. Gerçi gerçek doğumum çok sonraki yıllara tekabül ediyor ama yine de kafa kağıdımıza riayet etmek adetten sayıldığı için bu tarihi veriyorum ben de…    

- Biz seninle şiirlerimizi okuyarak tanıştık ve sonra da hep yaşayarak buluştuk. Peki sen şiirle nasıl tanıştın ve buluştun? Nasıl bir arkadaş, dost, sevgili oldun sonra?

- Çocukluğumun bol toprak kokan anılarında şiir, bir yalnızlık geleneği gibi dilimde pelensenkti adeta. İlk dizelerimi ne zaman nasıl yazdığımı hatırlamıyorum. Ama o yıllarda bir derginin açtığı şiir yarışmasına katılıp ödül olarak tarihi bir ansiklopedi kazanmakla başladı asıl şiir yolculuğum. Ben de o heyecanla bir cesaret, bir şevk ki sormayın… Sonraki yıllar daha çok okumakla geçti. Okudukça Halk Edebiyatımızın, Divan Edebiyatımızın ve Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın en seçkin örnekleri ile yüzleştim. Şiirlerimi dergilere göndermeye başladığımda 25 yaşımdaydım. 1996'da ilk kitabımı yayımladığımda çok önemli sorumlulukların içine girdiğimin henüz farkında bile değildim. Zamanla her şey netleşmeye başladı ve taşlar yerine oturdu gibi. Şimdilerde bir dize yazabilmek için binlere dize okumak gerkektiğinin bilincinde olduğumu düşünüyorum. Tabi bu az ürettiğim anlamına da geliyor ama olsun. Şiir bol üretildiğinde kıymeti artan bir şey değil bence…  

- Özellikle hangi kalıplara ve anlayışlara bağlı olarak yazıyorsun şiirlerini? Dil üzerine örneğin hassasiyetlerin neler? Sen nasıl bir şiirin ve yine nasıl bir Türkçe'nin izindesin?

- Şiir'de belli bir kalıbın peşinde değilim. Benim için önemli olan kelimelerin ahenkli bir şekilde dizelerdeki yerini almasıdır. Ritmi yakalamak, iç anlamları keşfedebilmek ve tüm bunları kendine özgü bir söyleyiş ile ifade edebilmek önemli bir hassasiyet…. Şiir ruhlarında rahim taşıyanların işidir bence. İlişkisiz ve sancısız bir doğum söz konusu olamaz. Yazmak bir mecburiyet mi dersen. Biraz öyle… Sancı başka türlü sona ermiyor zira… Kelimelere gelince onlar şiirin namusu adeta… Gündelik dilimizi şiire aktarırken unutulmuş ve haksızlığa uğramış kelimeleri de yeniden hayata döndürmek gibi bir sorumluluğu var şairin…  

- Bugüne kadar birçok gazete ve dergide şiirlerinle birlikte çeşitli denemelerin ve makalelerin yayınlandı yine. Yine senin yayınlama şansı bulduğun bir şiir kitabın ve bir antoloji çalışman var. Biraz eserlerinden, onlarla bizleri buluşturabilmenden ve yayın dünyasındaki düşüncelerinden bahsedebilir misin bizlere? Yeni bir kitap yayınlamayı düşünüyor musun önümüzdeki günlerde?

- Evet. Bir çok dergide yayımlandı şiirlerim. Aslında ben yayın dünyasından meslek olarak da pek ayrı sayılmam. Şu an Anadolu Ajansı Muhabiri ve Tire Belediyesi Basın Yayın Danışmanı olarak çalışıyorum. Bu yüzden içinde sayılırım yazın dünyasının. Daha çok yerel yayın organlarında yayımlıyorum yazılarımı. Bu bana ayrı bir mutluluk veriyor. Yaşadığım bölgenin değerleri ile ilgilenmek öğrendiklerimi yazılarımda başkaları ile paylaşmak oldukça verimli bir uğraşı benim için. Mesela senin de değindiğin gibi 2000 yılında yöresel bir şiir antolojisi hazırlamıştım. Yaşadığım ilçenin şairlerini bu kitapta toplamaya çalışmıştım. Yerel bir antoloji olması bakımından farklı bir çalışmaydı benim için. Yayın dünyası son zamanlarda eskiye nazaran biraz daha emek ve özveri istiyor. Ekonomik ve sosyal etkenler bu uğraşıları da zorlaştırıyor gün geçtikçe maalesef. Yayınevlerini de anlamak lazım. Şiir kitapları en az satanlar listesinde başı çekiyor. Bunda şairlerin de bir sorumluluğu olsa gerek okuyucular ve yayınevleri kadar. Tekrar dipsiz bir kuyu. Ve bir müddet sonra bıkkınlık bile verebilir… Bu yüzden ben hiç acele etmemeye çalışıyorum. Yazdıklarım zamanın ocağında iyice demlenmeli diye düşünüyorum. 1996'daki ilk şiir kitabımdan sonra hiç kendime ait bir şiir kitabı hazırlamadım. Ama şu günlerde böyle bir hazırlık içindeyim. İnşallah bu yıl sonuna doğru ikinci bir kitabı sizlere sunmaya çalışacağım. Şimdilik benim şiirlerime intenetteki bazı sitelerden ulaşabilir merak edenler. Şiir'in tamamen talep edilene sunulması gerektiğine inandığım için kimsenin dünyasına zorla girmek istemem…

- Antoloji çalışması olan ‘'Bir Şehirden Damıtılmış Şiirler'' üzerine biraz konuşalım mı özellikle. Nereden aklına geldi bulunduğun ilçenin şairlerini bir araya getirmek ve seçilen şiirlerini bir kitap altında toplamak örneğin? Yine bildiğim bu ilçede şiir üzerine çaba gösterdiğin ve görevin de gereği çeşitli etkinlikler üstlendiğin?

- ‘'Bir Şehirden Damıtılmış Şiirler'' yaşadığım ilçenin şairlerine ait şiirlerden oluşuyor. Onlar bu şehirde yaşayıp kendilerince şiirle ilgilenen insanlardı. Hiçbir iddiaları yoktu şiir adına. Bir gün bunları bir kitapta toplamanın öncelikle bu şehir adına önemli bir kaynak oluşturulabileceğini düşünüp fikrimi onlara söyledim. Aslında tarihten bu güne bir antoloji olacaktı o. Çünki bu şehirde Arşi , Ayşi Mehmet Efendi gibi , Birgivi gibi daha pek çok önemli şair yetişmiş. Onları da genç kuşaklara tanıtmak isterdim. Ama o kitapta olmadı inşallah ikinci bir antolojide bunu da yapabilirim. Tire edebiyat açısından oldukça zengin bir şehir. Sen bunu yakından gördün sevgili Kadri… Burada tüm sosyal faaliyetlerin içinde bulunmak ve Tire'nin bilinmeyen yönlerini herkese aktarmak için yoğun gayret sarfediyorum. İstanbul'a bu konuda kimsenin bir şey deme durumu yok ama Anadolu da edebiyat açısından bence keşfedilmeyi bekleyen bir cevher yatağı bence…   

- Son yıllarda seninde izlediğin üzere internet ortamı birçok kişiye kendilerini daha kolay ifade etme, seslerini duyurabilme ve yazdıklarını başkaları ile daha rahat paylaşabilme şansını verdi en başta. Sende çok fazla olmamakla birlikte seçkin birkaç adreste çalışmalarını sunuyorsun bizlere. Peki sen bu adımı nasıl değerlendiriyorsun ve kendini içinde nasıl bir yerde görüyorsun? Günümüz edebiyatı ile internet ortamı arasında sana göre nasıl bağlar ya da nasıl kopukluklar var?

- Mesleğim gereği her gün karşısında olmakla birlikte İnternetle fazla ilgilenemiyorum desem yeridir. Biraz da alışkanlığımın bu yönde gelişmediğine bağlıyorum ben bunu. Bir şiiri internetten okuduğumda kitaptan veya dergiden okuduğumda aldığım hazzı alamıyorum. İnternet bana biraz yüzeysel bir alan gibi geliyor. Şiir'deki derinliğe zarar veriyor gibi geliyor. Geçtiğimiz yıllarda şiirlerimi yayınlıyordum internetten. Baktım ki, bir şiir beş saniyede tüketiliyor. Ve üzerine bir “hımmm güzel yazmış” denilebiliyor. İşte o zaman ben de bu tüketim alışkanlığını desteklememem gerektiğini düşündüm. Gerçi bazı siteler yazılarımı dergilerden alıp halen yayımlıyorlar ama onlara da bir şey demek istemiyorum. Bana göre bir şiir oldukça geniş bir zaman aralığında ele alınmalı ya da okunmalı… Adeta sindire sindire… Ama internet hızlı olmayı gerektiren bir araç… Bu yüzden şiirle pek örtüşmediği kanısındayım. Kaynak olma bakımından ise farklı düşünüyorum tabi. Kolayca bilgiye ulaşmak gerektiğinde faydalanıyoruz… Anlayacağın internetsiz olmaz tabii ama şiir için biraz daha hassas olunmalı.

- Etkisi altında kaldığın bir şiir akımı var mı ve senin yine kaleminden vazgeçmeyeceğin şairler kimler? Günümüz edebiyatını özellikle şiiri dünümüz edebiyatına göre nasıl bir yerde değerlendiriyorsun?

- Etkisi altında kaldım mı bilmiyorum ama Baki, Ahmet Haşim, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel çok beğendiğim şairlerden… Özellikle Sezai Karakoç şiirimizdeki geleneksel lezzeti bana hala aktarabiliyor. Türk şiirinin ihtişamlı dönemlerinden sonra kısa bir dönem sekteye uğradığı söylenebilir ama son yıllar da bence çok önemli şairler ve şiirler üretiyor Türk şiiri… Bir İbrahim Tenekeci, bir Selçuk Küpçük ve aklıma şu an gelmeyen daha bir sürü şairimiz var artık… Bence Türk şiiri doğru yolda… Özellikle ikinci yeni şiirinden sonra önemli merhaleler katetti şiirimiz. Ben de bir akım içerisinde kaldı isem eğer bu büyük bir ihtimalle ikinci yeni olmuştur diye düşünüyorum.

- Sohbetimizin sonunda bir şiirini bizlerle paylaşır mısın?

- Elbette.. Her şeyin bir saati var… Sizinle en son yazdığım dizeleri paylaşmak istiyorum.

 

KUM SAATİ

 

Uzak güller uzak renklere gitti

Bir miladın göğsünde dondu bütün resimler

Şebnemler öpmez oldu yaprakların tenini

Düştü yüreğimizden

Kanadı gül saati…

 

Zaman ne de çabuk eskidi öyle

Ölçtüğümüz anlar sığmadı kefemize

İçinden geçtiğimiz mevsimlere ne oldu

Yandı kuyruklu yıldız,

Kırıldı kum saati...

 

Gecenin büyüsünde büyüdü büyücüler

Hayra yorulmayan kitaplarda geciktik

Bıraksak dışarısı içeriye girecek

Ölüm böyle bir şeydi

Uzadı düş saati...

 

Yangın haddini bilmez sebeplere tutunmuş

Kıyamet hiç böylesine soğuk olmadı

Böylesine üşümedi ateşlerde İbrahim

Bir Ebabil bakışında

Yoruldu kor saati…

 

Aktı bütün öyküler bir denize döküldü

Işıklar süzüldükçe suların yüreğine

Dağların gözlerinde yankılandı vakitler

Beklenen serencama

Kavuştu aşk saati

 

 

- Benim en özel şiir dostlarımdan birisi olarak seninle böylesi bir sohbet edebilmenin mutluluğu içerisindeyim. Her daim kalemin ve yüreğin bizlerle birlikte olsun. Çok teşekkür ederim.

- Ben de çok teşekkür ederim dostum… Hep şiirle kalmak dileğiyle...

 

Söyleşi : Kadri Karahan / Haziran 2006